Bir hikaye vardır, komik mi yoksa trajik mi belli değil. Hani derler ya “gülüyoruz ağlanacak halimize.” Tam da o cinsten.

Gelin süt kovasını almış, ağıla gidiyor. Bakıyor buzağı annesinin yanında. Süt sağarken rahat vermez diye alıp dışarıdaki bir ağaca bağlıyor. Sonra da oturup İnek’ den süt sağmaya başlıyor.

Şeytan dışarda gözlüyor olayı. Ve gidip buzağının ipini çözüyor. Serbest kalan buzağı hemen annesinin yanına gelip süt emmek istiyor. Gelin de rahat bıraksın diye buzağıyı şöyle bir itiyor.

Yavrusuna kötü muameleyi gören inek geline öyle bir çifte atıyor ki, gelin kanlar içinde bir tarafta. O sırada ağıldaki gürültüyü duyan damadın babası, tüfeği kaptığı gibi ağıla koşuyor. Bir bakıyor gelini kanlar içinde yerde. Çok hiddetleniyor ve tüfeği ateşleyip ineği öldürüyor. Aynı dakikalarda eve gelen oğlu silah seslerini duyuyor ve ağıla koşuyor. Bir bakıyor bir tarafta karısı, diğer tarafta inek kanlar içinde yerde. Babası ise elinde tüfek onlara bakıyor. Oğul ne yaptığını bilmez halde babasının elinden tüfeği kapıyor ve karısını öldürdüğünü zannettiği babasını göz kırpmadan öldürüyor.

Şeytan ise olanları seyrediyor ve kendi kendine. “Bak şimdi bunları da benden bilecekler. Ben ne yaptım ki. Sadece buzağının ipini çözdüm” diye söylenip kıs kıs gülüyor.

Bizde yaşananların bu hikayeyi yalanlayan ne farkı var acaba. Adeta 86 milyon, büyük bir çiftlikte yaşıyoruz.

Kuzey Kıbrıs’ın 7,5 km. açığında Girne’den Mersin’e gitmek üzere henüz kalkmış bir feribot içinde 267 kişi ile batıyor. 8 kişi hayatını kaybediyor, 20 kişi kayıp ve aranıyor.

Olayın neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Geminin geçmişi şaibelerle dolu. Daha önce ciddi hasarlar aldığı bilinen bir gemi. Her ay denetimden geçmesi gereken gemiye 6 aydır kimse uğramamış. Önünde daha önce de gövde yarıkları oluşmuş, su almış gemi Kaptanı başta olmak üzere, sekiz liyakatten yoksun personel ile 259 can taşıyor. “Su alıyoruz, dönelim” diyen yolculara “bir şey olmaz, merak etmeyin” deniyor. Yolculara yeterli can yeleği yok. Çocuklar için ise hiç can yeleği yok. Gemiyi ilk terk edenler arasında kaptan ve personel de var. Gerisi tam “işte, böylesi olsa olsa bir tek bizde olur” dedirten bir facia. Size neyi anımsatıyor.

Bolu Kartaltepe’de yanan otelden ne farkı var. Aynı denetimsizlik, aynı sorumsuzluk, aynı liyakat noksanlığı, önce kendini ve araçlarını kurtarmaya çalışan otel sahipleri ve personeli. Ve yazık ki hayatlarını kaybeden çocuklar, aileler, sorumluluk almaktan kaçan yetkililer ve adalet arayan insanlar.

Bu son faciada da sorumlu yetkili bulunamayacak, bu durum artık rutin normal sayılır hale geldi. Aranan 20 kişi için herkes duacı ancak üzerinden bunda saat geçtikten sonra kötü haberlerin olasılığı artıyor. Feribot olayı daha pek çok üzüntüye neden olacak gibi. Ve yine insanlar adalet arayacak.

Önemle sorgulanması gereken ise, mazisinde pek çok şaibe ve ciddi kazalar yaşamış böyle bir geminin, nasıl bu kadar serbest ve kolay şekilde aylarca denetimden yoksun olarak, can taşımasına izin verildiği? Hemde yetersiz can simidi ile 259 can. Kaptanın ilk ifadesi de tam olayın absürtlüğüne uygun. “Yola çıkarken sorun yoktu. Sonra dalgalardan geminin önü koptu” demiş. İnsan hayatı bu kadar mı ucuz. Geminin kaptanı böyle olunca, gerisi daha anlaşılır geliyor. Şaka gibi.