Rahmetli anneannem anlatırdı. “Gemlik Suni İpek fabrikasında ayakkabıcılık yapan rahmetli Adil dedem, Trabzon’un Of kazasında doğmuş. Dedemin sülalesinin oralarda dönümlerce fındık bahçeleri varmış. Gidin onları bulun, hakkınızı arayın” derdi. Çocuk yaştaki bizlerde bu konuyu eğlence aracı yapardık. Hadi annemiz, babamız böyle şeylere değer vermez ama rahmetli bir teyzem vardı ki, öyle bir şey olsa mutlaka peşine düşerdi diye düşünürdük.

Yıllar geçti. Ben üniversite okuyan 21 yaşında bir gencim. Akşamüstü saatleri, İstanbul Osmanbey’de oturuyoruz, kapı çaldı. 35-40 yaşlarında iki adam. “Oğlum burası Eltaf hanımın evimi” diye sordu. “Evet. Ne istemiştiniz” dedim. O ara babamda kapıya geldi. Adamlar “merhaba. Şükrü abi galiba” dediler, hepimizi tanıyor gibiydiler.

Neyse. Sonunda anlaştık. Bu iki kişi bizim akrabalarımız imiş. Kendilerini detaylı tanıttılar. Sık sık dedemden bahsettiler. Dedem amcaları imiş. Çok şey anlattılar ancak pek azını hatırlıyorum. 50 sene önceki olay. Bizi de Gemlik’teki teyzemden bulmuşlar. Adresimizi o vermiş. Hatırladığım mesele şu.

Dedemle kardeşi zamanında bir anlaşma yapmış ve bahçeleri Of’ta kalan kardeşinin oğulları işleyecek, dedeme de anlaştıkları üzere hakkı olan bir miktar para göndereceklermiş. Düzenli başlayan bu anlaşma tarafların vefatı ve çocukların özensizliği neticesi neredeyse unutulmuş. Meğerse rahmetli anneannem doğru söylermiş ama aldıran, ilgilenen olmamış. Şimdi rahmetli annemle kardeş çocuğu kadar yakın akraba olan bu iki bey, teyzemi ve annemi aramış bulmuşlar. Neden bu kadar çabaya girmişler derseniz şöyle: İkisi ve eşleri hep birlikte hacı olmaya karar vermişler, günleri yaklaşmış ve helallik istemeye gelmişler.

Hatırladığım olay şöyle: Bu iki akrabamızın o günlerde İstanbul Bahçelievler’de inşaatları varmış. 50-60 dairelik siteler yapıp satmakta imişler. Annemin dedemden kalan hakkına karşılık bu dairelerden biri ile ödeşmeye ve helallik istemeye gelmişler. Annem hemen bir hakkımız varsa helal olsun hiçbir şey istemem dedi. Babam ise düşünmelerine teşekkür etti, eşim hakkını helal etti zaten, Allah ibadetinizi kabul etsin dedi. Teşekkür edip gittiler.

Kul hakkının değerini, helalleşmenin önemini anlamak gerçek inananlar için çok önemli. Kuranı Kerim, yaratanın “bana kul hakkıyla gelmeyin” dediğini bildirir.

Müslümanım diyen herkesin kul hakkından kaçınmak istiyorsa, nasıl davranması gerektiğini bilmesi önemli. Kitaplardan detaylı bilgilenmek mümkün ve belkide en doğrusu.

Elbette her koyun kendi bacağından asılacak, her birey kendi hesabını verecektir.

Musalla taşına yatıldığında hoca efendi “hakkınızı helal edermisiniz” diye soruyor ya. Cemaatte “helal olsun” diyor. Onun manası ne dersiniz. “Ölmüş artık, Allah’ından bulsun mu” diyorlar, yoksa gönülden haklarını helal mi ediyorlar? Kaldı ki, sanırım esas sorgu meleklerin yapacağı sorgu. Çünkü tüm hayatının kaydı orada. Artık Vatandaşımı kandırdın, Kuranı Kerimi mi kandırmaya kalktın yoksa Allah’ımı kandırmaya çalıştın ortaya çıkacak ve hangi kapıdan gireceğin belli olacak. Anlayacağın Helallik dediğin o kadar hafif değil. Haddimizi aşmayalım hele ki dini konularda ama bize böyle öğretildi. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Kul hakkı dediğimiz nimetin, helallik dediğimiz talebin ne kadar değerli olduğunu hala anlayamamışlar var ise asla geç sayılmaz.