Bu hafta Cumhuriyet Gazetesi’nde Orhan Bursalı’nın Ar-Ge harcamaları konusunda ilgi çekici iki yazısı çıktı. Genel olarak bahsi geçen konular, ülkelerin bilim ve teknolojiye ayırdığı para, bu paranın nereye gittiği ve Türkiye’nin bu yarıştaki yeri. Ben de bu yazımda, o iki köşede anlatılanları kendi dilimle aktarmak ve görüşümü ifade etmek istiyorum.

Dünya genelinde Ar-Ge harcaması 3,8 trilyon dolar. Bunun bir trilyonu ABD’de, bir trilyonu Çin’de. Avrupa Birliği 600 milyar dolarda kalıyor. Burada dikkati çeken şey, artık Çin’in ABD’yi kıl payı da olsa geçmesi.

Ar-Ge başarısı için para tek başına yeterli değil. Çin, harcadığı paranın yanında bilimsel üretimin niteliğini de yukarı çekiyor. Dünyada en çok atıf alan bilimsel makalelerde ABD’yi geçmiş durumda. 2024’te Çin’de patent başvurusu 1,8 milyon civarında; ABD’de bu sayı 600 binin biraz üstünde. Bilim üretiminin ağırlık merkezi Asya’ya kayıyor.

Diğer bir ayrıntı; dünyada Ar-Ge harcamalarının yaklaşık dörtte üçünü özel sektör gerçekleştiriyor. Kamu bütçeleri birçok yerde daralıyor, ayrılan paranın önemli bir kısmı da savunmaya gidiyor. Yapay zekâ, çip ve biyoteknoloji; bilimsel ve teknolojik araştırma konuları olmaktan çıktı, ülkeler için ekonomik güç ve güvenlik açısından çok kritik bir hâle geldi.

Türkiye’ye gelince; 2000’lerin başında milli gelirin yüzde 0,5’i kadar olan Ar-Ge harcaması bugün yüzde 1,46. Toplam harcama kabaca 18 milyar dolar. Dünya sıralamasında ilk 20’deyiz. Bu ciddi bir ilerleme. Ama harcamanın ağırlığı askeri teknolojilerde. Yerli otomobil, havacılık ve yazılım gibi alanlarda ilerleme var; ancak savunma dışındaki sektörlerde Ar-Ge’nin büyük ölçekli ekonomik değere dönüştüğünü söylemek henüz zor.

Özel sektör harcamanın yüzde 60-65’ini sırtlıyor, üniversiteler yüzde 30’unu, devletin doğrudan payı yüzde 7-10 civarında.

İhracat tarafında tablo şöyle: yüksek teknolojili ürün ihracatı 9,9 milyar dolar. Yüksek teknoloji ihracatının 4 milyar dolarını hava ve uzay araçları oluşturuyor. Bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerde ihracat 3,3 milyar, ilaçta ise 2,5 milyar dolar. Orta-yüksek teknolojilerle birlikte bu rakam 56 milyar doları geçiyor.

Türkiye’de üniversite araştırmalarının ekonomik değere dönüşmesi zayıf. Nitelikli insanların bir kısmı yurt dışına gidiyor. Bunun nedeni olarak siyasi ve hukuk iklimi, hak ve özgürlüklerdeki daralma, araştırma ortamının yetersizliği gösteriliyor. Enflasyonun yüksek olduğu bir ülkede uzun soluklu sanayi yatırımı da zor.

Burada şu noktayı da vurgulamak gerekir. Savunma sanayii tabii ki önemsiz değil. Ama bir ülkenin teknoloji ligine çıkması, buzdolabından ilaca, yazılımdan tarım makinesine kadar günlük hayata yayılan bir üretimle olacaktır.

Dünya 3,8 trilyon dolarlık bir Ar-Ge yarışının içinde. Türkiye de 18 milyar dolarla bu yarışta. Mühim olan, Ar-Ge harcamasının büyüklüğünden çok, bu kaynağın ürüne ve ihracata dönüşmesi ve nitelikli insan gücünün ülkede tutulabilmesi.