Yaz ayları geldiğinde Türkiye’de neredeyse her yıl aynı tartışma yeniden başlıyor: Sahillerin kullanımı kime ait? Bir tarafta “kıyılar halkındır” diyenler, diğer tarafta oteller, beach club’lar, şezlonglar, localar vs. Tamamen günümüze ait bir konu gibi görünüyor ama tarihte de benzer bir tartışmanın yaşandığını eski bir dergi makalesinde okuyunca ilgimi çekti.

Olay, Roma İmparatorluğu döneminde Napoli Körfezi’nde geçiyor. Arkeolojik araştırmalar bölgede Roma’nın zengin sınıflarına ait 130’dan fazla sahil villasının bulunduğunu gösteriyor. Napoli Körfezi, o dönemde antik dünyanın gözde yazlık bölgesiymiş. Bu villalar yalnızca deniz manzarası ve gösteriş için yapılmıyormuş. Birçoğunun önünde “piscinae” adı verilen büyük balık havuzları bulunuyormuş ve zengin Romalılar deniz balığı yetiştiriciliğinden ciddi gelir elde ediyorlarmış.

Sorun da buradan kaynaklanmış. Villalar ve balık çiftlikleri özellikle balığın bol olduğu kıyı ve nehir ağızlarını kapladıkça, geçimini balıkçılıkla sağlayan yerel halkın denize erişimi zorlaşmış. MS 2. yüzyılda iki kasabanın balıkçıları meseleyi İmparator Antoninus Pius’a kadar taşımışlar. İmparator, balıkçıların denizde istedikleri yerde avlanabileceklerine hükmetmiş. Roma hukukunda deniz ve kıyı, hava gibi herkesin ortak kullanımına ait kabul ediliyormuş. Fakat karara villa sahiplerinin yapılarına yaklaşılmaması yönünde bir sınır da eklenmiş. Yani yaklaşık iki bin yıl önce kıyılarda kamu hakkı ile özel kullanım arasında bir çıkar çatışması yaşanmış.

Bugün ülkemizde de başka bir cepheden bu kullanım hakkı gündemimizde duruyor. Anayasamızın 43. Maddesinde, “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır” ve kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. 3621 sayılı Kıyı Kanunu da kıyıların herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olduğunu, duvar, çit ve benzeri engeller oluşturulamayacağını söylüyor.

Bazı tatil beldelerinde vatandaşların kıyıların kamusal kullanımını savunmak için eylemler yaptığını basında gördük. Ülkenin farklı tatil bölgelerinde özel plaj ve beach club ücretlerinin çok yüksek meblağlarda olduğunun haberleri yayımlandı.

Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir. İşletmelerin şezlong, şemsiye, duş, yiyecek-içecek veya başka hizmetler sunması ve bunlar için ücret istemesi başka bir şey. Verilen hizmetin bedeli ile denize ve kıyıya ulaşma hakkının birbirine karışması ise başka bir şey. İnsanların önüne fiilen bir duvar, turnike, ya da ekonomik bir engel konulduğunda mesele turizm işletmeciliğinden çıkıp kamusal alan meselesine dönüşüyor.

Bu, kıyılarda özel işletmelerin veya ücretli plajların hiç olmaması gerektiği anlamına da gelmemeli. İnsanlar daha iyi hizmet, güvenlik, temizlik veya çeşitli imkânlar sunan bir tesisi tercih edip bunun bedelini ödeyebilirler. Önemli olan, bu işletmelerin varlığının vatandaşın denize ulaşmasını engelleyen bir kıyı tekeline dönüşmemesi.

Sağlıkla kalın.