Klasik ekonomi teorileri, toplumsal olayların ve insan davranışlarının ekonomik gelişmelerin bir sonucu olduğunu varsayar. Bu yaklaşıma göre, borsaların çökmesi veya ekonomik resesyonlar toplumu karamsarlığa sürükler. Ancak Ekohaber okuyucularının tanıdığı Robert Prechter tarafından geliştirilen sosyonomi teorisi, bu nedensellik ilişkisini tamamen tersine çevirir. Sosyonomik bakış açısına göre; finansal piyasalardaki trendler toplumsal psikolojinin bir nedeni değil, aksine bilinçdışı gelişen kolektif ruh halinin somut bir sonucudur.

İnsanlardaki sürü psikolojisi, önce pozitif ya da negatif bir toplumsal ruh hali yaratır; bu ruh hali de sırasıyla borsaları, kültürü, siyaseti ve sosyal dinamikleri şekillendirir. Bu bağlamda, onlarca yıl sürebilen uzun vadeli bir yükseliş trendinin sonlanması, sadece finansal grafiklerdeki bir teknik düzeltme değil; toplumun derinliklerinde yaşanan devasa bir psikolojik kırılmanın ilanıdır.

Peki pozitif ruh halinin zirvesinden negatif ruh halinin başlangıcına geçişte toplum yapısında, kültürde ve siyasette yarattığı sosyonomik yansımalar nelerdir?

Eğer bu sorunun cevabını bilirsek gelecekte neler olabileceği hakkında bir fikrimizin olabileceğini düşünüyoruz.

Uzun vadeli yükseliş trendlerinde topluma hakim olan duygu iyimserlik, güven ve sınırsız hoşgörüdür. "Gelecek harika olacak" ve "herkes kazanabilir" algısı, bireyleri kolektif hareket etmeye ve birbirine güvenmeye teşvik eder. Trendin tersine dönmesiyle birlikte bu pozitif ruh hali yerini korku, güvensizlik ve varlığı koruma dürtüsüne bırakır.

Toplumsal ruh halindeki değişim kendini ilk olarak sanat ve eğlence sektöründe gösterir. Yükseliş dönemlerinin neşeli, renkli, fütüristik ve gösterişli estetik anlayışı hızla terk edilir. Negatif ruh haline geçen toplum; daha karanlık, distopik, nostaljik ve melankolik temalara yönelir.

Pozitif ruh halinin hakim olduğu yükselen piyasalarda, sistemdeki hatalar ve suistimaller "büyüme" illüzyonunun arkasına saklanır. Toplum ve denetleyiciler, herkesin kazandığı bir ortamda detayları sorgulamaz. Ancak trend döndüğünde ve likidite sıkıştığında, halı altına süpürülen büyük yolsuzluklar, ponzi şemaları ve finansal manipülasyonlar birer birer patlak verir. Bu durum, toplumda kurumlara ve adalet mekanizmasına olan güveni sıfırlayarak kitlesel bir öfke dalgası yaratır.

Sosyonomi, siyasi eğilimlerin doğrudan toplumsal ruh hali tarafından dikte edildiğini savunur. Pozitif ruh halinde toplumlar daha özgürlükçü, küreselci, birleştirici ve esnek liderleri benimserken; trendin negatife dönmesi siyasi haritayı radikal şekilde değiştirir.

Korku ve belirsizlik zamanlarında bireysel özgürlüklerin yerini "güvenlik" arayışı alır. Toplum, kendisini dış dünyadaki tehlikelerden ve ekonomik çöküşten koruyacağını iddia eden daha sert, korumacı ve otoriter liderlere yönelir. Demokratik kurumlara olan tahammül azalır, güçlü el figürleri popülarite kazanır.

"Pastanın küçüldüğü" ve kaynakların azaldığı hissi, toplumsal dayanışmayı yok eder. Bu dönemlerde yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve azınlıklara yönelik tahammülsüzlük tavan yapar. Siyaset, uzlaşı zemininden tamamen uzaklaşarak "biz ve onlar" kutuplaşmasına evrilir. Yaşanan çöküşün suçu yapısal sorunlarda değil, sistemin dışındaki "günah keçilerinde" aranır.

Toplumda biriken yoğun negatif enerji ve öfke, sistem tarafından bir deşarj alanına ihtiyaç duyar. Bu doğrultuda, çöküşün sorumlusu olarak ilan edilen tanınan figürlere yönelik kitlesel cezalandırma dalgaları gelir.

Uzun vadeli yükselişin zirvesinde, hiçbir reel üretkenliği veya nakit akışı olmadığı halde sadece "daha yüksek fiyata satılabileceği" inancıyla alınan soyut varlıklar (aşırı değerlenmiş hisseler, spekülatif enstrümanlar vb.) büyük rağbet görür. Trend sonlandığında bu spekülatif balonlar hızla söner.

Toplum, finansal hayallerden sıyrılarak sert bir realizme uyanır. Yatırım tercihleri somut, defansif ve temel insani ihtiyaçlara yönelik varlıklara kayar. Girişimcilik iştahı bıçak gibi kesilir; yeni nesiller risk alıp inovasyon peşinde koşmak yerine, garanti maaşlı ve güvenli iş pozisyonlarını tercih etmeye başlar. Kolektif psikoloji, "büyüme" odaklı olmaktan çıkıp "hayatta kalma" odaklı hale gelir.

Toplumlarda insanlar gibi inişli çıkışlı bir ruh haline sahiptir. Bu gel-gitler yaşamımızın her alanında kendisini gösterir. Bu bilgiler dahilinde içinde bulunduğumuz zaman dilimini daha sağlıklı değerlendirebileceğimizi düşünüyoruz.

Biz yazdık, siz ne anladınız?