Kaynakları özel sektöre bırakın, her şey daha iyi olacaktır…
Geçtiğimiz günlerde, bu yıl kamuda personel giderlerinin geçen seneye göre %42 arttığı açıklandı. Bu gelişme yaşanırken, üretim sektörünün ekonomi içindeki ağırlığı %18,5-19 seviyelerinden %16,8 seviyesine geriledi. Üretimden doğan katma değerimizin, her gün artan kamu harcamalarımızı karşılama oranının düştüğü açıkça görülmektedir. Kamu hizmetlerinde verim düşerken, verimliliğin zirvesinde yer alan üretim sektörünün artık takatinin kalmadığı ortadadır.
Bütün bu süreçte, siyaset mekanizmasının üretim sektörünün içinde bulunduğu bu darboğazı görmediği hepimizin malumudur. Ülkemizin temel problemi, kısıtlı kaynakların verimli kullanılmamasıdır ve bu tablonun hızla değişmesi gerekmektedir.
Son yıllarda siyasilerin "devletin bir şirket gibi yönetilmesi gerektiği" yönündeki beyanlarını sıkça okumuştuk. Ancak bu ifadelerin tam tersine, kamu kaynaklarının sonu yokmuş gibi harcandığına şahit olduk. Ekonomi bilimi, bu çelişkili durumu ve kamunun harcama reflekslerini açıklamak için son derece güçlü teoriler geliştirmiştir:
1. Kamu Tercihi Teorisi
2. Mülkiyet Hakları Teorisi
3. Asil-Vekil Problemi
4. X-Verimsizliği Teorisi
5. Yaratıcı Yıkım
Bir kısmı Nobel ödüllü iktisatçıların öncülüğünde ortaya atılan bu teorilerin ortak ana fikri nettir: Özel sektör, kaynakları kamudan çok daha verimli kullanır.
Bugün özel sektörümüz ayakta kalmak için olağanüstü bir varoluş mücadelesi vermektedir. Kamu kaynaklarının özel sektör mantığıyla yönetilmesinin ülkemizin küresel rekabet kabiliyetini artıracağı bu kadar açıkken, tercihlerin hala bu yönde olmaması rasyonel bir akılla açıklanamaz.