Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. 2000'li yılların başından bugüne kadar durmaksızın bir altüst oluş yaşıyoruz. Bu süreçte birçok toplumsal kavram ve inanç sarsılmış, her geçen gün yabancılaşma artmıştır.
Kitlelerde sürekli gelgitlere neden olan güvensizliğin zirve yaptığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu durumu, toplumun ruh hâlinde yaşanan keskin iniş ve çıkışlara benzetebiliriz.
Bu tür toplumsal trendler, genellikle uç noktalara ulaşmadan sona ermez. Geçtiğimiz yaklaşık 24 yıl boyunca yaşanan her sarsıcı gelişme, "Acaba trendin sonuna mı geldik?" sorusunu gündeme taşımış olsa da süreç devam etmiş ve bugünlere ulaşılmıştır.
Toplumsal trendlerin sonuna yaklaşıldığını gösteren önemli işaretlerden biri, duygu nasırlaşmasının yaygınlaşmasıdır.
Toplumlarda duygu nasırlaşması (toplumsal duyarsızlaşma), bireylerin kitlesel olarak şiddet, adaletsizlik veya acı veren olaylara karşı duyarlılıklarını kaybetmeleri durumudur. Sürekli olumsuz haberlere ve krizlere maruz kalmak, insanlarda zamanla bir savunma mekanizması olarak hissizleşme yaratır.
Toplumsal düzeyde bu durumun ortaya çıkma nedenleri ve sonuçları şunlardır:
Temel Nedenleri
- Krizlerin Sürekliliği: Ekonomik, sosyal ve siyasi krizlerin aralıksız şekilde yaşanması.
- Medya ve Bilgi Bombardımanı: Şiddet ve felaket haberlerinin televizyonlarda ve sosyal medyada sürekli olarak, sıradan içerikler gibi sunulması.
- Çaresizlik Hissi: Bireylerin "Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek" düşüncesine, yani öğrenilmiş çaresizliğe kapılması.
Toplumsal Sonuçları
- "Bana Dokunmayan Yılan Yaşasın" Anlayışı: Bireylerin yalnızca kendi güvenli alanlarına çekilerek toplumsal sorunları görmezden gelmesi.
- Empati ve Dayanışma Kaybı: Başkalarının acılarına karşı gelişen kayıtsızlığın, toplumsal yardımlaşma bağlarını zayıflatması.
- Şiddetin Kanıksanması: Olumsuz olayların artık şaşırtıcı bulunmaması ve normal karşılanmaya başlanması.
"En"e ne kadar yaklaştığımızı bilmiyoruz. Ancak toplumsal davranışlarımız, o noktaya çok da uzak olmadığımıza işaret ediyor.