Avusturyalı meşhur ekonomist ve filozof Hayek, 1973 senesinde yayınladığı “Hukuk, Yasama ve Özgürlük” adlı eserinde sıkça bahseder: Maalesef, modern meclisler, kanun yapmayı adeta bir üretim bandı haline getirmiştir. Her gelen meclis, bir önceki meclisin yarattığı aksaklıkları; eski kanunları kaldırmak, azaltmak yerine o kanunlara yeni maddeler ekleyerek gidermeye çalışır. Sonuç olarak hukuk sistemi, genel ilkelerden çıkmıştır artık. Sürekli biriken, meclisler değiştikçe sadece genişleyen, eğer ticari mevzuattan bahsediyorsak “yükümlülük üzerine yükümlülük getiren” bir hal alır o ülkenin mevzuat bütünü. Siz gerçekten de, hukuki bir sorunla karşılaşınca, bu sorunu kaldırmak için “mevzuatı iptal edeceğiz” diyen bir politikacı gördünüz mü? Fakat “X kuralını getireceğiz, Y kanununu çıkaracağız” cümlelerini sıkça duyarsınız.
Ekonomi hukuku çatısı altındaki aktif çalışan bir hukukçu olarak her hafta “nasıl yani; niye böyle bir kural, düzenleme, harç, onay, bildirim mekanizması var; bunun ne mantığı olabilir ki?” diye soruyorum kendime. Açıkçası mantıklı bir zemine oturtamıyorum çoğunu.
Örneğin ihracat yapan bir şirket olarak ihracat bedelini yurda getirmeniz gerekiyor, kanunen zorunlu. Burası tamam, anlaşılabilir. Ancak paranızı tahsil edemiyorsunuz. Yurtdışında avukatla anlaşmak, yargı sürecini başlatmak zaten kolay değil. Üstelik o müşteriniz ile hukuken “papaz olmak” istemiyorsunuz, biraz daha vakit vermek istiyorsunuz. Maalesef bu durumda ihracat tutarının oranında idari para cezası ile karşılaşacaksınız muhtemelen. Çünkü “ben parayı tahsil bile edemedim, nasıl ihracat bedelini yurda getirebilirim ki” diye hayıflanıyorsanız, bunu ispat etmek için “yurtdışında yargı sürecini başlatmış, belgeleri getirmiş, burada noter onaylı tercüme yapmış olmanız” gerekiyor. Bu arada, 30 sayfanın noter onaylı tercümesi aşağı yukarı 60-90 Bin TL arası tutuyor tek başına.
Ya da, yabancı bir şirket, Türkiye’de banka hesabı açmak istedi. Ülkeye döviz getirecek. Bunun için istenen belgelerin yurtdışında apostilli, sonra bizde tercüme ve noter onaylı olması gerekiyor; yine daha sadece banka hesabını açarken 100 Bin TL’yi geçti masraflar, üstelik apostil süreci, kargo süreci, getir, götür, onaylat…
Bir AŞ’nin her sene yaptığı genel kurul süreçleri. Yabancı yöneticinin Türkiye’de imza sirküleri çıkarması. Çıkan her türlü kolaylaştırıcı mevzuata rağmen hala şirket kuruluşunda sicil dairesine fiilen gitme zorunlulukları. Saymaya başlarsak kitap olacağı için burada kesiyorum…
Bir Türk girişimci sadece dijital hizmet sunmak için şirketini oturduğu mahallede değil ABD’de açarsa maalesef hem daha az ücret ödüyor, hem de evinden çıkmadan işlerini tamamlayabiliyor. Yakın zamanda Avrupa Birliği de benzer bir yapıya yönelerek tüm AB çapında tek şirket yapısıyla, kolay kurulacak şirket türünü devreye alacağını açıkladı.
Bu, değişen dünyaya ayak uydurma konusu değil. Dünya zaten değişti, değişeli de çok oldu. Dolayısıyla, ki burada sadece “ticari, ekonomik hayat” kapsamında konuşuyorum; regülasyonların hafifletilip sadeleştirilmesi, karar koyucuların adeta “ilk hedefi” olmalı.