1972 yılında İtalya’nın güneyinde, Riace kıyılarında denize dalan bir dalgıç, denizin dibinde iki bronz erkek heykeli buluyor.

Binlerce yıldır oradalar.

Denizin dibinde…

Suyun, kumun ve zamanın içinde.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma çıktı bu heykeller. Altındaki yorumlara takıldım. Dünyanın dört bir yanından insanlar yazmış. Çevrilen yorumlara baktım; hemen hepsinde merak, hayranlık ve hayret vardı.

Nasıl yapılmıştı?

Kim yapmıştı?

Kimleri temsil ediyorlardı?

Nasıl olmuştu da binlerce yıl sonra böylesine kusursuz biçimde karşımıza çıkabilmişlerdi?

Haklılardı.

Çünkü karşımızda yalnızca iki bronz heykel yoktu.

Binlerce yıl önce yaşamış insanlar, denizin dibinden bize bir mesaj yolluyordu sanki.

“Biz vardık,” diyorlardı.

“Biz düşündük. Biz yaptık. Biz sanatı biliyorduk. Biz insan bedenini gözlemledik. Bronz döktük. Ölçtük, biçtik ve arkamızda bunu bıraktık.”

Kusursuz bir işçilik…

Muazzam bir sanatçılık…

İnsanın zamana karşı bıraktığı bir iz.

Sonra bizimkilerin yorumlarına baktım.

Keşke bakmasaydım.

“Çıplaklık sanat değildir.”

“Bu sapıklıktır.”

Ve benzeri…

İşte orada durdum.

Ortada binlerce yıllık büyük bir keşif var.

Tarihi görüyorsun.

Arkeolojiyi görüyorsun.

Sanatı görüyorsun.

İnsanlığın iki bin beş yüz yıl önce ulaştığı estetik anlayışı, anatomiyi, bronz işçiliğini görüyorsun.

Ama bütün bunların içinden senin gözüne takılan tek şey…

Heykelin çıplaklığı.

Sonra aklıma Cübbeli Ahmet Hoca denilen zatın, dünya çapında başarı kazanan voleybolcu kızlarımız hakkında söyledikleri geliyor.

Bir tarafta emek var.

Disiplin var.

Yıllarca süren çalışma var.

Başarı var.

Bir ülkenin kızlarının dünyaya kendilerini kabul ettirmesi var.

Ama bütün bunların ardından konuşulan yine başka bir şey.

Bakıyorum iki bin beş yüz yıllık heykele…

Bakıyorum bugüne…

Sonra kendi kendime kızıyorum:

“Daha ne bekliyorsun?”

Ortadaki büyük bir sanat eserinden geriye yalnızca çıplaklık kalıyorsa…

Ortadaki büyük bir sportif başarıdan geriye yalnızca kadınların bedeni, kıyafeti kalıyorsa…

Daha ne bekliyorsun?

“Cahil,” diyorum kendime.

“Daha ne bekliyorsun?”

Kalemi bırakıyorum.

Ve susuyorum.

DİPNOT:

Riace Bronzları (Bronzi di Riace), 1972 yılında İtalya’nın Calabria bölgesinde, Riace kıyılarında denizin yaklaşık 8 metre derinliğinde dalgıç Stefano Mariottini tarafından bulundu. Yaklaşık 2 metre boyundaki iki bronz erkek heykelinin MÖ 5. yüzyılda, yaklaşık 2.500 yıl önce Antik Yunan dünyasında yapıldığı kabul edilmektedir. Savaşçıları temsil ettikleri düşünülen heykeller, anatomik ayrıntıları ve olağanüstü bronz döküm işçilikleriyle Antik Yunan sanatının günümüze ulaşan en önemli özgün bronz eserleri arasında sayılmaktadır. Bugün İtalya’nın Reggio Calabria kentindeki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.