Yine o film ve yine o konu:

Charles Nesbitt “Charlie” Wilson, Amerikan siyaset tarihinin en sıra dışı kongre üyelerinden biriydi. 1933 doğumlu Teksaslı bir Demokrat olan Wilson, 1973-1996 yılları arasında ABD Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı.

Onu tarihe geçiren asıl olay ise 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sırasında yaşandı.

Wilson, Kongre’de CIA bütçesi üzerinde etkili olabilecek komitelerde görev yapıyordu. Sovyet ordusuna karşı savaşan Afgan mücahitlerinin desteklenmesi gerektiğine inanıyordu. CIA görevlisi Gust Avrakotos ve Pakistan istihbaratı ISI ile yürütülen ilişkiler sonucunda, Afgan direnişçilere sağlanan Amerikan desteğinin ve gizli operasyon bütçesinin büyük ölçüde artırılmasında önemli rol oynadı.

Bu gizli program CIA tarihindeki en büyük örtülü operasyonlardan biri olan Operation Cyclone adıyla bilinir.

ABD, Pakistan üzerinden Afgan mücahitlerine silah ve para sağladı. Daha sonra Sovyet helikopter ve uçaklarına karşı son derece etkili olan Stinger füzelerinin verilmesi savaşın seyrini değiştiren unsurlardan biri oldu.

Sovyetler Birliği 1989’da Afganistan’dan çekildi.

Charlie Wilson bunu büyük bir zafer olarak görüyordu. Fakat hikâyenin asıl düşündürücü tarafı bundan sonra başladı.

Wilson, savaş kazanıldıktan sonra Afganistan’ın yeniden inşası, okulların yapılması ve ülkenin ayağa kaldırılması için de Amerikan Kongresi’nden para istedi. Savaşa yüz milyonlarca dolar bulunurken barış için gereken çok daha küçük bütçeleri çıkarmakta zorlandı.

İşte 2007 yapımı “Charlie Wilson’s War – Charlie Wilson’ın Savaşı” filmi tam olarak bu hikâyeyi anlatır.

Charlie Wilson’ı Tom Hanks, CIA görevlisi Gust Avrakotos’u Philip Seymour Hoffman, Wilson’ın yakınındaki zengin ve etkili Teksaslı Joanne Herring’i ise Julia Roberts canlandırır.

Film sadece Sovyetlere karşı yürütülen gizli savaşı anlatmaz. Çok daha önemli bir soruyu geride bırakır:

Bir savaşı kazanmak yeterli midir?

Amerika Sovyetlerin Afganistan’dan çıkmasına yardım etti. Fakat savaş bittikten sonra Afganistan büyük ölçüde kendi kaderine bırakıldı. Ülkedeki güç boşluğu, iç savaş, radikalleşme ve daha sonra Taliban’ın yükselişi bambaşka sonuçlar doğurdu.

Filmin finalindeki meşhur söz bütün hikâyeyi özetler:

“Son oyunu berbat ettik.”

Charlie Wilson’ın hikâyesi bu yüzden yalnızca bir Amerikan kongre üyesinin hikâyesi değildir.

Bir devletin başka bir ülkedeki zaafı görüp onu kullanmasının, düşmanını yenmesinin ve ardından yarattığı sonuçları yönetememesinin hikâyesidir.

Savaş kazanılmıştı.

Ama sonrası düşünülmemişti.

Ve bazen tarihte asıl bedel, savaşın nasıl başladığından değil, savaş bittikten sonra ne yaptığınızdan çıkar.

Ah Charlie siz neyi berbat etmediniz ki? Demokrasi ve barış getireceğiz diye çıktığınız hangi yolu perişan etmediniz ki?

ABD, Afgan petrollerine çöküp güvenliği yerel güçlere bırakıp oradan çekilirken ki görüntüleri bilmeyenimiz yoktur. Savaş uçağının kanadında gideceğini sanıp binen yüzlerce insan telef olup gitmedi mi? Sovyetleri kovup özgür olduğunu sanan bir zamanların aydınlık ülkesi Afganistan.

Ah Afganistan ve aynı yolda yürüyen diğerleri. Elin taşıyla elin kuşunu vurdum sanırsın oysa vurulan sensindir. Çünkü o taşı (füzeyi) kimse sana bedavadan ve