Bilge ne demek?

Çok bilen demek değil yalnızca.

Bilgiyi akılla yoğurmuş, yaşadıklarından ders çıkarmış, öfkesini dizginleyebilen, doğruyla yanlışı ayırabilen insan demek.

Bilgelik, insanlığın binlerce yıldır peşinden koştuğu bir mertebe.

İnsan yaşlanabilir ama bilgeleşmeyebilir. Çok okuyabilir ama bilge olmayabilir. Çok konuşabilir, çok şey bildiğini sanabilir ama aklını kullanamıyorsa bütün o bilgi bir işe yaramayabilir.

Çünkü bilgelik biraz da aklı, vicdanla birlikte kullanabilme sanatıdır.

Mardin’in Mazıdağı ilçesinde bir köy var.

Adı Bilge Köyü.

2009 yılında bu köyde bir düğün evi basıldı.

İnsanlar öldürüldü.

Kadınlar, çocuklar, aynı aileden insanlar…

Bir düğünün ortasında, insanların en mutlu olması gereken gecelerden birinde silahlar konuştu.

İnsanın aklı almıyor.

Nasıl planlanır böyle bir şey?

Bir insan evinden çıkar, silahını alır, yanına başkalarını da alır ve tanıdığı insanların üzerine yürürken hangi ara aklını, vicdanını, insanlığını evde bırakır?

Üstelik bütün bunlar adı Bilge olan bir köyde olur.

Belki de asıl mesele burada başlıyor.

İsimlerimiz güzel bizim.

Kelimelerimiz de güzel.

Vatan deriz.

Millet deriz.

Şeref deriz.

Namus deriz.

Kardeşlik deriz.

Bayrak deriz.

Ama bazen kelimelerin içini doldurmayı unuturuz.

Çünkü kelimelerle bilge olunmuyor.

Hamasetle de olunmuyor.

Geçenlerde Dünya Kupası elemelerinde futbolda elendik.

Yine büyük laflar ettik.

Biz şöyle milletiz, böyle milletiz. Çıkarız, ezeriz, yeneriz, tarih yazarız…

Rakipler de çıktı, futbol oynadı.

Çünkü futbol hamasetle oynanmıyor.

Koşacaksın.

Çalışacaksın.

Altyapı kuracaksın.

Bilimden yararlanacaksın.

Çocuğu küçük yaşta bulacaksın, eğiteceksin, disiplin vereceksin.

Sonra sahaya çıkıp kazanacaksın.

Bağırarak değil.

Bilerek.

Kadın voleybolcularımızın yaptıkları da tam olarak bu.

Yıllarca çalıştılar.

Bir sistem kuruldu. Kulüpler yatırım yaptı. Sporcular yetişti. Dünya takip edildi. Teknik ekipler çalıştı.

Ve sonunda o kızlar Avrupa’nın, dünyanın tepesine çıktılar.

Tesadüfen değil.

Hamasetle hiç değil.

Akılla ve çalışarak.

Belki bizim öğrenmemiz gereken en büyük ders de bu.

Bir ülkeyi büyük yapan, kendisine sürekli büyük olduğunu söylemesi değildir.

Büyük işler yapmasıdır.

Bilge Köyü’nün adı bize yetmediği gibi, “büyük milletiz” dememiz de bizi kendiliğinden büyük yapmıyor.

Bilgelik tabelaya yazılınca gelmiyor.

Başarı da slogan atınca gelmiyor.

İkisi de emek istiyor.

Akıl istiyor.

Sabır istiyor.

Vicdan istiyor.

Bu yüzden kadın voleybolcularımız teşekkürü fazlasıyla hak ediyorlar.

Sokaklara taşıp sevinmeyi de hak ediyorlar.

Bayrakları alıp meydanlara çıkmayı da…

Çünkü bu defa sevincimizin arkasında kuru bir hamaset değil; alın teri, disiplin, akıl ve yıllarca verilmiş emek var.

Belki de bize gerçek bilgelik dersini, adı Bilge olan bir köyde yaşanan o korkunç geceden yıllar sonra, bir voleybol sahasında ter döken kadınlarımız veriyor:

İnsan da millet de söylediği büyük sözlerle değil, yaptığı büyük işlerle büyüyor.