Rahmetli annemin mesleği idi. İstanbul’da açtığı moda evinin müşterileri giderek ülkemizde ismi duyulmuş ailelere doğru gelişmeye başlamıştı. İyi bir terzi olarak başladığı mesleğinde bana göre en çarpıcı özelliği yaratıcı olması idi. Senede iki kez gider Paris’ten kupon kumaşlar alırdı. 3-5 metreler halinde. Ismarlama olarak ürettiği elbisenin ikincisi olmazdı. Güzelde kazanırdı. Genelde ünlü ailelerin düğünlerine davetli olurduk. Sabancıların bir düğününde, o gün uçakla Adana’dan geldiği söylenen çiğ köftenin tadını hiç unutmadım.
Ben ve kardeşim, okullarımız bitince Bursa’ya yerleşmiştik. Babam ’da vefat edince annemin İstanbul’da yalnız kalmasını istemedik. Bursa’da teksti işi yapan büyük bir holding genel müdür olarak iş teklif etmiş idi. İşyerini devredip Bursa’ya yanımıza geldi. Diğer taraftan kendi işimiz olsun düşüncesinden de vazgeçemedi, kendimize küçük bile olsa bir yer açalım istedi. Arzusunu yerine getirdik ancak oda olsun, bu da olsun derken küçük diye başladığımız bu yer 300 kişinin çalıştığı bir fabrikaya döndü.
Rahmeti bol olsun, sevgili annemi 1993 yılında kaybettik. Çok kıymetli insanlar yetiştirmiş, çok iyi bir tesis kurmuş, çok özel bir portföy oluşturmuştu. İnşaat piyasasındaki krizi fırsat görerek, tekstil işimize zaman ayırmaya başladım. Portföyümüz dünyaca ünlü markalardan oluşmakta idi. Bu markaların Dünyadaki mağazalarına, mesela Kore’ye Japonya’ya mal gönderiyorduk. Birkaç sene içinde Amerika ve Avrupa’da onlarca firmaya ihracat yapmaya başlamıştık. Üretimimizin yüzde doksan dokuzu ihracata gidiyor, Türkiye’de iki ünlü markaya mal yapıyorduk. Örme kumaşlarımızı üretmeye başladık. Yurt içi ve yurt dışında yirmi civarında fasoncumuz vardı,
Tekstil son derece canlı idi. Yetişmiş kadrolar, Çin’e rağmen Türkiye’den alım yapan yabancı firmalar ciddi kazanımlardı. Ancak siyaset ciddi katma değer ve ihracat imkanları sunan, yüksek miktarda işçi çalıştıran bu sektörün sorunlarına “pılı pırtı işi” diye bakmaya başlamıştı. Teknolojik yatırımlara dönmek istiyorlardı. Kim istemez. Ülkesi en üst düzeyde teknoloji üretsin. Bizlerde arzu etmekte idik. Ancak teknoloji üretmek için tekstilden vazgeçmek anlamsızdı. DTÖ kotaları kaldırdıktan sonra Türk tekstilcisinin uyum süresi için desteğe ihtiyacı vardı. Ancak öyle olmadı. Karşı karşıya kaldığı ekonomik krizlerle boğuşurken tamamen korunmasızdı. Özellikle Uzakdoğu ülkelerindeki maliyet avantajları ile baş edemez hale gelmişti. O dönemde çekilenler olduğu kadar ki bizde çekilenlerden biriydik, yurt dışına giden çok firma oldu. Kalıp mücadeleye devam eden batanlar da az değildi.
Tekstil bu son krizde de en ciddi yarayı alan sektörlerden birisidir. Maalesef yurt dışına, özellikle Mısır gibi ülkelere yatırımlarını taşıyan pek çok tekstilcimiz var. Dün duydum işletmelerinin en büyüğü Kayseri’de olan, Dünyanın en büyük denim kumaş üreticisi, önümüzdeki hafta Kayseri fabrikasını da kapatacağını ve sektörden tamamen çekileceğini açıklamış. Çok büyük bir kayıptır. Bu arada pek çok perakendeci mağaza da bir bir kapatıyor. Yetişmiş uzman kadroların kaybı ise özelde sektör. Genel olarak ülkemiz adına çok önemlidir.
Çin gibi Dünya devleri arasına giren bir ülke neden tekstilden hiç vazgeçmedi acaba. Neden tekstilcisinin akreditiflerine, dövizlerine özel kurlardan ön ödemeler yaparak teşvikler sağladı. Bugün Dünyanın en büyük ekonomileri arasında ilk üç içinde sayılan en yüksek teknolojiyi üretirken tekstil dahil neden hiçbir sektöründen vazgeçmeyi düşünmedi acaba.
Bir zamanlar Tekstil denince takip edilen, aranılan ülke idik. Bugün bu emek yoğun sektör gözlerimiz önünde eridi ve yok olmak üzere. Tekrar toparlanabilmesi mucize sayılacak noktaya geldi. Tecrübeler kolay kazanılmıyor. Bunca yılın Tekstil tecrübesinin bu kadar kolay feda edilmesi akıl alacak gibi değil. Yazık çok yazık.