Piyasada sıkça karşılaşılan, ama üzerine yeterince konuşulmayan bir SORUN var: Bir firma, başka bir firmanın tescilli tasarımına konu ürünü, üretimini kendi yapmadan piyasaya sürüyor. Ürünü fiilen üreten ise tamamen farklı bir taşeron/fason imalatçı. Taşeron firma, ürünü kendi imalathanesinde üretip doğrudan sipariş veren firmaya teslim ediyor; hiçbir zaman kendi adına satışa sunmuyor, hatta çoğu zaman markanın ya da tasarımın kime ait olduğunu sorgulama gereği bile duymuyor.

Bu tabloda üretici firmaların büyük çoğunluğu kendini güvende hissediyor. Mantık basit görünüyor: "Ben satmadım, ben sadece imalat yaptım. Taklit yapan, benim ürettiğimi kendi markasıyla piyasaya süren firma." Diye düşünüyor. Ne var ki bu yaklaşım, hukuki gerçekliği yansıtmıyor ve pek çok taşeron üreticiyi fark etmeden ciddi bir sorumluluğun içine sokuyor.

Üretmek, Başlı Başına Bir İhlal Fiilidir

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, tescilli bir tasarımın sahibine tanıdığı münhasır hakları tek tek sayarken "üretme" fiilini, "piyasaya sunma" ve "satma" fiillerinden bağımsız, ayrı bir yetki olarak düzenler. Kanuna göre üçüncü kişiler, tasarım sahibinin izni olmadan koruma kapsamındaki tasarımı veya bu tasarımın uygulandığı ürünü üretemez, piyasaya sunamaz, satamaz, ithal edemez, ticari amaçla kullanamaz veya bu amaçlarla elde bulunduramaz.

Bu düzenlemenin pratik anlamı açık: Kanun koyucu, ihlalin sadece satış noktasında değil, üretim zincirinin her aşamasında önlenebilmesini amaçlamış. Bir ürünü tescilli bir tasarıma göre üretmek, o ürünü hiç satmasanız, hiç piyasaya sürmeseniz, hatta ürünün üzerine kendi adınızı hiç yazmasanız bile, başlı başına bir tecavüz fiilidir. Dolayısıyla "üretimi ben yaptım ama satan başkasıydı" savunması, tasarım hakkı sahibinin talep hakkını ortadan kaldırmaz. Taşeron firma, sipariş veren firmayla birlikte, doğrudan sorumlu taraflardan biri haline gelir.

Taşeron üreticilerin en sık dayandığı gerekçe, tasarımın kime ait olduğunu bilmediği, sadece kendisine verilen çizim ya da numuneye göre üretim yaptığıdır. Bu iyi niyetli bir tutum olabilir; ancak hukuki sorumluluğu tek başına ortadan kaldırmaz. Tasarım hakkına tecavüzde kusur, sorumluluğun bazı sonuçları (örneğin tazminatın kapsamı) açısından önem taşısa da, üretimin durdurulması, ürüne el konulması gibi taleplerin önünde kural olarak bir engel değildir. Diğer bir deyişle, "bilmeden" üretmiş olmak, üretimi hukuka uygun hale getirmez, sadece firmanın sonradan zarar tazminini bir ölçüde etkileyebilir. Resmi bültenlerde yayınlandığı için kanunen her kişinin bu başvuruları bildiği farz edilir.

Bir firmadan "bu ürünü bizim için üret" talebi geldiğinde, taşeron üreticinin dikkat etmesi gereken basit ama kritik bir konu var: Bu tasarım, bu ürünü bana sipariş eden kişi veya firma adına tescilli mi? Veya bu tasarım sipariş verenden başka birisi adına tescilli mi?

Tescilli bir tasarımı üretmek, satıştan bağımsız olarak hak sahibine dava açma, maddi manevi tazminat, üretimin durdurulmasını ve ürünlere el konulmasını talep etme imkânı verir. Bu nedenle, üretim kararını vermeden önce tasarımın tescil durumunu sorgulamak, taşeron ve fason firmalar için artık bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görülmelidir.