İstatistik, hesabı hangi veriden başlattığınıza göre değişen bir disiplindir. Eskiden toplam nüfusa göre ortalama eğitim süresinin 3 yıl civarında olduğu söylenirdi. Bugün ise daha anlamlı bir gösterge olarak 25 yaş üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi hesaplanıyor. Türkiye için bu süre 9,6 yıl olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarıldığı düşünüldüğünde, toplumun eğitim birikiminin hâlâ bu sürenin gerisinde olduğu görülüyor.

Büyük bir nüfusa eğitim hizmeti vermek kolay değildir. Bütün bu zorluklara rağmen eğitim sistemimiz kendisini geliştirmeye çalışıyor. Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarıldığı dönemde yaşanan tartışmaları, kavga ve gürültüyü hatırlıyoruz. Bugün zorunlu eğitimin 12 yıla ulaşması ise neredeyse fark edilmeden gerçekleşti.

Halbuki eğitim sistemimizi çok daha fazla tartışmamız gereken bir dönemdeyiz.

Eskiden Bilgi Çağından söz ediyorduk. Şimdi ise Yapay Zekâ Çağına giriyoruz. İnsanlık tarihinde ilk kez, insanın düşünme, öğrenme ve problem çözme yetenekleriyle yarışabilecek bir teknoloji ortaya çıktı. Yapay zekâ mevcut bilgiyi çok büyük bir hızla toplayabiliyor, işleyebiliyor, ilişkilendirebiliyor ve sonuç üretebiliyor. Yapay zekâ donanımlı insansı robotların da hızla geliştiği bir döneme giriyoruz.

Bu yeni dünyada insanın daha fazla bilgiye değil, bilgiyi nasıl kullanacağını bilmeye daha fazla ihtiyacı olacak. Merak etmeye, sorgulamaya, deney yapmaya, farklı düşünmeye ve sonuç çıkarabilmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağız.

Fakat mevcut eğitim sistemimizin önemli bir bölümü hâlâ öğrencinin bugün doğru kabul edilen bilgileri öğrenip öğrenmediğini ölçmeye dayanıyor. Bilgiyi ezberlemek, sınavda doğru cevabı vermek ve bunu başarı olarak kabul etmek...

Tam da yapay zekânın çok güçlü olduğu alan burasıdır.

Oysa bilim bize bilginin değişmez olmadığını gösteriyor. İnsanlığın bilgisi, sahip olduğumuz gözlem araçları ve düşünme kapasitesi geliştikçe sürekli değişiyor. Dün doğru kabul edilen birçok bilgi bugün değişmiş, bugün doğru kabul ettiğimiz birçok bilginin de gelecekte değişebileceği anlaşılmıştır.

Öyleyse eğitim sisteminin temel amacı, mevcut bilgiyi ezberleyen insan yetiştirmek olamaz.

Çünkü mevcut bilgiyi toplamak, sınıflandırmak, karşılaştırmak ve ondan sonuç çıkarmak konusunda yapay zekâyla yarışmamız giderek zorlaşacak.

İnsanın avantajı başka bir yerde aranmalıdır.

Soru sormakta.

Merak etmekte.

Bilinenin dışına çıkmakta.

Denemekte.

Ve belki de en önemlisi, yanlış yapabilmekte.

Gelişmenin temelinde deneme-yanılma vardır. Bilim de böyle ilerler, evrim de böyle işler. Yeni bir şey ortaya koymak isteyen insanın, alışılmışın dışına çıkması ve başarısız olma ihtimalini göze alması gerekir.

Oysa eğitim sistemimiz çoğu zaman yanlış yapan öğrenciyi cezalandırıyor. Yanlış cevap düşük not getiriyor. Farklı bir düşünce, doğru kabul edilen cevaptan uzaklaştığında başarısızlık olarak değerlendirilebiliyor.

Bu anlayışla geleceğin dünyasına hazırlanmak mümkün mü?

Belki de eğitim sistemimizin en önemli değişikliğe ihtiyacı burada başlıyor.

Çocuklara sadece “Doğru cevabı bul” demek yerine, “Doğru soruyu sor” demeyi öğretmeliyiz.

Sadece “Hata yapma” demek yerine, “Hata yap, nedenini anla ve yeniden dene” diyebilmeliyiz.

Çünkü yapay zekâ çağında insanı farklılaştıracak olan şey, ezberlediği bilgi miktarı olmayacak. Bilgiyi sorgulama, yeni bağlantılar kurma, henüz cevabı olmayan sorular sorma ve başarısız denemelerden yeni yollar çıkarabilme yeteneği olacak.

Eğitim sistemimizin hedefi de buna göre değişmelidir.

Artık çocuklara sadece doğruyu öğretmek yetmez. Yanlış yapma cesareti de vermeliyiz.

Belki de geleceğin eğitim felsefesini dört kelimeyle özetlemek mümkün:

Hata yap ve öğren.