Çalışmak herkesin hakkıdır. Çalışan, üreten insan mutlu ve sağlıklı olur. Yerleşik düzene geçmemizle birlikte üreterek toplumun bir dişlisi olma gereği ortaya çıkmıştır. Birinin gereksiniminin bedel karşılığında sağlanması durumu, toplumsal örgünün temelini oluşturmuştur. İnsanlar artık yaptıkları iş ve meslekleriyle anılır hale gelmiştir. Bu durum insanların birbirine olan ihtiyacının önemini ortaya koyarak toplumsal dayanışmanın olmazsa olmazı olmuştur.
Bugün çalışma hayatı, toplumların bugününü ve geleceğini belirleyen en önemli etkenlerden biridir. İşleyen bir çalışma hayatı, refah ve mutluluk demektir. Çalışma hayatında dengeyi sağlayamamış toplumların hedefledikleri yerlere gelemediği bilinmektedir.
Günümüzde asgari ücretin bölgesel olarak belirlenmesi önerilerini okumaktayız. Son yıllarda kronikleşen bir ekonomik kriz, ücret artışları noktasında tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bazı sektörler ve yerleşim yerlerinde, mevcut asgari ücret sisteminden belirlenen ücretlerin ödenemeyeceği iddialarına cevap olarak bu arayışın olduğu anlaşılmaktadır. İstanbul ile herhangi bir Anadolu şehrindeki asgari ücretin aynı olmaması gerektiği savunulanmaktadır. Gerçekten İstanbul ile küçük bir şehrimizdeki hayat maliyetlerinin mukayese edilmesi söz konusu değildir.
Ancak bilindiği üzere Türkiye'de 1951-1967 yılları arasında her ilin asgari ücreti kendi yerel komisyonunca belirleniyordu. Bu yöntem; mahalli uygulamaların yarattığı derin ekonomik dengesizlikler, idari karmaşa ve sosyal adaletsizlikler nedeniyle terk edilmiştir.
Uygulamada iller arasında ortak bir standart bulunmaması; coğrafi ve ekonomik olarak birbirine çok yakın, hatta bitişik iki şehir arasında bile ciddi ücret uçurumları doğurmuştur. Keyfi ve standartsız kararlar nedeniyle hem işçi hem de işveren sendikalarının yerel kararlara yönelik itirazları ve açtığı davalar yönetilemez hale gelmiştir. Yüzlerce farklı yerel idari mekanizmanın denetlenmesi ve piyasa takibinin yapılması imkânsız hale gelmiştir. Ayrıca asgari ücretin düşük belirlendiği gelişmemiş bölgelerden, ücretin yüksek olduğu metropollere doğru büyük bir iç göç dalgası tetiklenmiş ve bugün muzdarip olduğumuz çarpık kentleşmenin temel nedeni bu olmuştur.
Toplumsal deneyler laboratuvarlarda yapılamıyor ne yazık ki…
Türkiye çalışma hayatını toplumun tüm unsurlarıyla birlikte yeniden ele almalıdır. Bugün şirketler yeni çalışan almaktan korkmakta, maliyet-verim hesabı yaptığında işin içerisinden çıkamamaktadır.
Çalışmak her insanın hakkıdır; anlamsız düzenlemelerle ne refahı ıskalayalım ne de hakkımızı elimizden kaçıralım…