Bu hafta yakın coğrafyamızdaki gelişmeleri basından takip ederken, öne çıkan haberlerden biri Orta Asya Türki Cumhuriyetlerin bir araya geldikleri zirveydi. Bizim de dahil olduğumuz benzer işbirliği zirveleri zaman zaman yapılır, ve malum, bu yapılan toplantılarda gündeme genelde ortak dil ailesi konusu da gelir.
Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinin her biri kendi ülkelerinin adıyla anılan farklı diller konuşuyorlar. Ama biliyoruz ki Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence, Azerice, bu dillerin hepsi temelde aynı kökenden, Türkçenin farklı kollarından oluşuyor.
Merak ettiğim ve zaman zaman araştırmaktan keyif aldığım konulardan biri de kelimelerin etimolojik kökenleridir. Bu şekilde kimi zaman oldukça ilginç bilgilerle karşılaşırım. Bugün Türkçemizde yaklaşık olarak Arapçadan 6500, Fransızcadan 5000, Farsçadan 1300, İtalyancadan 600, İngilizceden 500, Rumcadan 500 civarı kelime geçmiş bulunuyor.
Doğal olarak sözlükte en büyük grup Türkçe kökenli kelimeler. Sözlükte Türkçe kökenli 77 bin, yabancı kökenli ise 15 bin kelime yer alıyor. Yani sözlükteki kelimelerin yaklaşık %83'ü Türkçe, %17'si ise yabancı kökenli.
Bugün Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence, Azerbaycan Türkçesi ve bizim konuştuğumuz Türkiye Türkçesini yan yana koyduğumuzda, tahminlere göre, bu altı dilin tümünde kullanılan binlerce temel kelime bulunuyor. Vücudumuzun organlarından (göz, el, baş, yürek), doğayla ilgili kavramlara (su, taş, ak, kara, gün), sayılardan en temel eylemlere (gelmek, gitmek, bilmek) kadar günlük hayatımızın pek çok alanında bu ortak köklerle karşılaşıyoruz.
Bugün kullandığımız bazı öz Türkçe kelimelerin etimolojik kökenlerine bakalım:
Öksüz: Eski Türkçede “Ög”, anne demekti.
Dün: “Tün”, gece anlamına geliyordu.
Ertelemek: “Erte”, sabah anlamındaydı. Ertelemek bir işi sabaha bırakmakla bağlantılı.
Komşu: “Kon-“ (bir yere yerleşmek, konaklamak) fiiliyle bağlantılı.
Ünlü: “Ün”, ses demekti. Ünlü; sesi duyulan, adı duyulmuş kişiyle bağlantılı.
Yarın: “Sabah” veya “gün doğumu” anlamındaydı. *Yaru-* (aydınlanmak, ışımak) fiiliyle bağlantılı.
Alkış: “Alka-“ (övmek, kutsamak) fiilinden türemiş.
Ütü: ”Üt” fiili, kılları veya tüyleri ateşe tutarak yakmak anlamındaydı. (Evet, “ütü” en az 1000 yıl öncesine gidiyor)
Bugün birbirinden farklı anlamlarda kullandığımız ve aynı kökten geldiğini pek düşünmediğimiz kelimeler de var:
Üzmek - Üzüm: Üz- (koparmak, ayırmak).
Barınmak - Barışmak: Bar- (gitmek, varmak) fiilinden türediği yönünde görüşler bulunuyor. Barışmak başlangıçta karşılıklı gidip gelmek anlamındayken zamanla anlaşmak ve uzlaşmak anlamını kazanmış.
Öğün – Öğle: Her iki kelime de Öd (zaman, vakit) sözcüğüyle ilişkilendiriliyor.
Dil, geçmişimizi ve kültürel mirasımızı geleceğe taşıyan çok önemli bir köprü.
Sağlıkla kalın.