İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerimizde günümüzde yaşanan sel felaketleri, can ve mal kayıplarına neden oldu. Felaketin en yoğun yaşandığı yer Sarıyer ilçesi Ayazma semti. Neden?
Çünkü orada ayazma deresi var. Dere yatağı, olması gerekenin üçte biri kesite hapsedilmeye çalışılmış. Üstelik yatağın büyük kısmının üstü kapatılmış, temizlenmesi zor ve pahalı. Bu nedenle ihmallere açık. Taşınan alüvyonlarla kesit daha da daralıyor. Dere yatağına ve çevresine bolca kaçak inşaat yapılmış, yapılmasına göz yumulmuş. Cehalet ve aç gözlülük el ele vermiş, orada da ağlarını örmüş. Ve yağış biraz fazla olunca taşan yataklar sel olmuş, önüne toprağı da katmış, canlar almış ne araç demiş ne ev. milyonlarca liralık zarar vermiş.
Mesele günün meselesi ama miş’li geçmiş zamanla anlattım. Çünkü ilk değildi, sonda olmayacak. Çünkü ders almıyoruz, bilime değer vermiyoruz. Kural tanımıyoruz.
Bursa’da onlarca sel felaketi yaşadı. En son Kestel’de, 21 Haziran 2020 günü Mandıras deresi taşmış 5 kişinin ölümüne ve pek çok maddi hasara yol açmıştı. Sel felaketinin hemen ardından bölge halkı ve çevre dernekleri, bölgede telefon/internet altyapısı ya da farklı kurumların yaptığı kazı çalışmaları sırasında dere yatağının yapısının bozulduğunu, hafriyatların veya yapılan yanlış müdahalelerin suyun doğal akış yönünü değiştirdiğini iddia etmişti. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve teknik odalar, derelerin üzerine kurulan köprülerin, menfezlerin ya da dere yataklarına yakın yapılan kontrolsüz müdahalelerin selin şiddetini artırdığını ve felaketin boyutunu büyüttüğünü raporlarına taşımıştı.
Japonya, dünyanın en yoğun yağış alan ve tayfunlarla karşılaşan ülkelerinden biri. Peki, bu kadar yağmura rağmen su baskınlarının etkisini azaltmak için ne yapıyorlar?
Japonya’da özellikle Tokyo gibi büyük şehirlerde, yağmur sularını kontrol etmek için dev yer altı drenaj sistemleri bulunuyor. Bazı sistemler, aşırı yağış sırasında fazla suyu dev depolama alanlarına yönlendiriyor. Yani suyun nereye gideceği, felaket yaşanmadan önce planlanıyor. Altyapıyı güçlendiriyorlar. Yağmur suyu kanalları, nehir setleri, pompalar ve su depolama alanları planlanıyor. Amaç, suyu yalnızca uzaklaştırmak değil, taşkın riskini de yönetmek.
Doğaya da alan bırakıyorlar. Su tutabilen yeşil alanlar, parklar ve uygun havzalardaki depolama alanları, yağmur suyunun bir anda kanalizasyona ve nehirlere yüklenmesini azaltabiliyor. Erken uyarı ve afet hazırlığı sistemleri kurmuşlar. Japonya’da insanlar deprem kadar tayfun, şiddetli yağış ve sel risklerine karşı da bilgilendiriliyor. Tahliye uyarıları ve afet planları, can kayıplarını azaltmaya yardımcı oluyor. Bunlar pahalı sistemler mi diyorsunuz. Bizde süregelen zayiatı hesaplayın bakalım, hangisi pahalı!
Ancak önemli bir gerçek var: Japonya’da da sel oluyor! Şiddetli yağışlar ve tayfunlar zaman zaman büyük taşkınlara, can kayıplarına ve ciddi hasarlara yol açabiliyor. Hiçbir altyapı sistemi her felaketi önleyemez ama zararlarını azaltabilir.
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yüksek binalarla, geniş yollarla veya gösterişli şehirlerle ölçülmez. Asıl gelişmişlik; her türlü doğal felakete yaşanmadan önce önlem almak, bilimi şehir planlamasına taşımak, altyapıya yatırım yapmak ve insan hayatını öncelik kabul etmektir. Bizde bunun olduğuna inanan varmı? İşte asıl meselemiz bu.
Doğayı yenmeye çalışmak yerine onun nasıl işlediğini anlamak. Felaket olduktan sonra üzülmek yerine, felaketin etkisini azaltacak sistemleri önceden kurmak gerek. Çünkü medeniyet, yalnızca yer üstüne yapılanlarla değil; insanı korumak için yerin altına yapılan yatırımlarla ölçülür.