Sanıyorum 35-40 yıl kadar önce idi. İntam 101’de ofisim var ve fabrika inşaatları yapıyorum. Giriş katımızda bir banka var, kolaylıkları olduğundan onunla da çalışıyoruz. O tarihteki müdür bey “neden yatırım fonu almıyorsun. Bak falanca firma borsaya yeni girdi, kazandıracağı kesin” demişti. Fon, kağıt, borsa gibi kelimeleri ilk o günlerde duymuştum. Uzatmayalım, benim kağıt bir çakıldı, yatırımın yarısı bir anda buhar. Allahtan deneyelim düşüncesi ile küçük bir meblağ denilse de ekmeğini taştan çıkaran bizim gibiler için büyüktü. Neyse, o gün nefret etmiştim iplerin senin elinde olmadığı kumar gibi olaydan. Bir daha da kim ne derse desin el sürmedim.

Londra’da tekstil ile uğraşan Kıbrıs türkü bir arkadaşım vardı. İşin kurucusu ise kardeşi idi. Küçük kardeşin kraliçenin davetlerine falan katıldığı, kraliçe ailesinin üye olduğu kulüplere üye olduğu söyleniyordu. Öylesine güzel kazançlar sağlamış, hem para kazanmış, hemde toplumda kendisine saygın bir yer edinmişti. Bursa’dan büyük miktarlarda kumaş alırdı. Asil Nadir ile yakın dost olmuşlardı. Asil Nadir’in 1980 yılında zarar eden “Polly Peck” isimli şirketin hisselerini devir almıştı ve Dünyanın en zenginleri arasında ismi geçiyordu. Fakat 1990’da paravan şirketler kurarak Polly Peck International (PPI) isimli şirketin hisselerini yapay şekilde yükselttiğine dair suçlamalar ile mali krize girdi. Polly Peck International (PPI) isimli şirket 1990 yılında 550 milyon sterlin borçla iflas etti. Asil Nadir tutuklandı, pek çok iş insanı yargılandı. Hikayesi enteresandır, Merak edenler internette bulabilirler.

İşte o dönemde arkadaşımın kardeşi de yargılanıp İngiltere’de ömür boyu ticaretten men cezası almıştı. Ve bütün işleri resmi makamlar nezdinde arkadaşım yönetir olmuştu. Asil Nadir olayı, bu borsa, fon, hisse senedi hikayesinin insanı vezir de rezil de edebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

Asil Nadir’in hikayesinde yaşananlar büyük balıklar arasında yaşanan bir karmaşa ve tatminsiz hırslarla dolu yanlışlar manzumesi idi. İngiliz hükümeti ekonomisinin can damarı borsasını ve çok açık ki borsadaki küçük yatırımcısını korunmak adına önlemlerini almış ve gereğini yapmıştı. Umalım bizde de öyle olsun.

Türkiye’de son günlerin gündemi olan fon olayı en hafif ifade ile, gelişmiş ülkelerde olduğundan daha farklı bir şekilde yaşanmış ve sonuçları da bu duruma uygun olarak tezahür etmiştir. Ve bu tezahür sonucunda 300 bin kişinin 1 milyon liranın altında yatırımı dahil toplam 800 milyar lira civarında bir servet kuralsız ve kanunsuz şekilde gasp edilmiş görünmektedir. Ancak sistemin yaşananlara müsait olması göstermektedir ki, kişiler ve sistem manipülasyona son derece açıktır ve ekonominin korunması adına olması gereken güvenlik alarmından yoksundur. Bu kolay suistimale açık durum, son derece tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Bu aşamada da ekonomiye ne kadar zarar verildiği önümüzdeki günlerde daha net anlaşılacaktır.

Henüz kamuoyu meselenin içinde olduğu açıklanan kişiler konusunda bir soruşturma, derinlemesine bir araştırma görmedi. Mecliste de bu konuda bir araştırma komitesi kurulmasını uygun görülmedi. Ancak olayda bahsi geçen rakamların büyüklüğü, neredeyse Türkiye ekonomisine ciddi zararlar verebilecek ve sosyal bunalımlara neden olabilecek mertebede riskler taşıyor gibi görünüyor. En hayırlısı sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği gibi, ucu nereye giderse gitsin, sorumluların ivedilikle tespiti ve yargılanmaları, masum vatandaşların maddi kayıplarının, suçlulardan yapılan tahsilatlarla telafisi ve bir an önce özellikle akçeli işlerde denetim mekanizmalarının arttırılmasıdır.