Çanakkale’nin en hüzünlü hikayelerinden biridir. Ağır yaralanan Rum asıllı Yüzbaşı Doktor Dimitri, Ali Çavuş’a “Aman Ali Çavuş’um, öldüğümde sakın beni gâvur diye Hristiyan mezarlığına götürmesinler, beni burada kucağımda vefat eden diğer müslüman silah arkadaşlarımın yanına gömün, sana güveniyorum” diye seslenir.
1492’de İspanya’da engizisyondan kaçan yahudilere kapısını açan Osmanlı’dır. Aynı şekilde Hitler Almanya’sından kaçan yahudilere de kucak açan genç Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’de Atatürk’ün başlattığı eğitim seferberliğinde bir çok yüksek okul ve branşların önünün açılması ve ilerlemesinde onların payı büyüktür.
Ayrımcılık bilinmezdi.
O Türk, bu Kürt, diğeri Rum, beriki Ermeni gibi bir düşünce akla gelmezdi. Ermeni ve Süryani dostlar vardı. Paskalyada, Bayramlarda karşılıklı ziyaretler yapılırdı. Hamur Bayramı ve Şabat yahudi vatandaşlardan öğrenildi.
Bir yaz günü Atatürk, Florya Köşküne giderken bir arıza nedeniyle otomobili Kumkapı semtinde durmuştu. Şoförü aracı tekrar çalıştırmak için uğraşırken, etrafta oynayan çocuklar merakla bu araca ve içindekilere bakıyorlardı. İçlerinden bir çocuk Atatürk’e biraz daha dikkatli baktı ve hemen selam durdu. Atatürk küçük çocuğa sordu, “niçin selam veriyorsun, beni tanır mısın”?
“Elbette tanırım ya” dedi çocuk, “sen hepimizin babası Atatürk değil misin”?
Atatürk’ün hoşuna gitmişti, “nereden tanıdın, hiç görmüş müydün beni”?
“Görmedim” der çocuk, “ama annem yatağımın baş ucuna senin resmini yerleştirmiştir! Benim gibi küçük ve fakir yetimlerin şefkatli manevi babası olduğunu anlatır hep. İşte seni o fotoğraf sayesinde tanıdım”.
Gülümsemiş çakmak gözlü, “pekiyi” demiş, “ama ben seni tanımıyorum, adın ne senin”?
“Artin” demiş çocuk, “benim adım Artin”.
Bu yetim çocuğun annesini tanımak için eve gitmişler.
Tertemiz, küçücük o fakir evde kocaman bir resmi asılıdır Atatürk’ün.
Bir resim de çocuğun başucunda. Aynı Artin ’in tarif ettiği gibi.
Eğitim masraflarını şahsi bütçesinden üstlendiği bir çok çocuktan sadece bir tanesidir Artin.
İnsanların inançlarını, dinlerini, dillerini, renklerini değil, sadece insan oluşlarını önemseyen o deha, her zaman halkın içinde olmuş, halkı için yaşamıştır.
Bizden biridir. Protokollere, gösterişlere, maddiyata değil, halkına önem veren biridir.
İnsana, bilgiye, kültüre, sanata değer veren biridir. Son derece naziktir, her zaman kibardır. Hayvan sever, doğa sever, duyarlıdır, adaletlidir, düşüncelidir.
“Paşam” derler, “saat geç oldu konuşamadık, yarın Meclis gündeminde vekillerin maaş konusu var”. “Aman” der, “çocuk, dikkat edin muallim maaşlarından fazla olmasın”
Atatürk, durmaksızın okuyan, uzmanları çağırıp, tartışmalar yapan, dinlemeyi seven, en önemlisi her zaman halkın içinde olmaya gayret eden, halkı dinleyen büyük bir liderdi.