Bu yıl ülkemizin birçok bölgesinde zeytin, ceviz, üzüm, şeftali bol, kavun, karpuz, fındık, incir sebze meyve bol…!
Toprak bereketini esirgememiş. Üretici bir yıl boyunca çalışmış, emek vermiş, masraf etmiş, ürününü yetiştirmiş.
Ama, Üreten memnun değil, tüketen memnun değil!
Üretici ürününü değerinde satamamaktan şikâyetçi. Tüketici ise aynı ürünü pazarda, markette pahalıya almaktan şikâyetçi.
Yıllardır sanayinin içerisinde olan, son yıllarda da bizzat tarımla uğraşan bir üretici olarak bu konuya biraz kafa yordum.
Avrupa Birliği’nin tarımla ilgili müktesebatını ve Ortak Tarım Politikası ’nı incelemeye çalıştım.
Gördüğüm kadarıyla Avrupa’da tarım yalnızca toprağa tohum atmak, ağaç dikmek ve ürün yetiştirmek olarak değerlendirilmiyor.
Üretimin desteklenmesinden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar uzanan bir sistem kurulmuş.
Hangi bölgelerde hangi ürünlerin yetiştirildiği, üretim miktarları, tüketim ihtiyaçları, ihracat imkânları ve piyasa koşulları takip ediliyor.
Üretici örgütleri ve kooperatifler bu sistemde önemli görevler üstleniyor.
Ürünler toplanıyor, sınıflandırılıyor, gerektiğinde soğuk hava depolarında muhafaza ediliyor, işleniyor, ambalajlanıyor ve belirli kalite standartları içerisinde tüketiciye ulaştırılıyor.
Türkiye’nin toprağı var, suyu var, iklim çeşitliliği var, üretim tecrübesi var. Sanayisi, teknolojisi, lojistik altyapısı ve yetişmiş insan gücü de var.
Yani tabiri caiz ise un var şeker var helva yapamıyoruz...!
İhtiyacımız bütün bunları bir araya getirecek uzun vadeli ve sürdürülebilir yeni bir tarım organizasyonu.
Örneğin şeftali bol olduğunda fiyatlar üreticinin maliyetini bile karşılamıyor. Üretici bazen toplama masrafını karşılayamadığı için meyvesini dalında bırakıyor.
Oysa aynı ürün uygun koşullarda depolanabilir, kurutulabilir, meyve suyuna, püreye veya başka gıda ürünlerine dönüştürülebilir.
Zeytin, ceviz, üzüm ve diğer tarım ürünleri için de benzer değerlendirme ve işleme imkânları bulunmaktadır.
Bunun yolu güçlü üretici kooperatiflerinden ve bu kooperatiflerin oluşturacağı birliklerden geçiyor.
Ancak kooperatifleri yalnızca ürün toplayan kuruluşlar olarak düşünmemeliyiz.
Kooperatifler profesyonelce yönetilen, üretimi takip eden, depolama ve işleme tesisleri kurabilen, pazarlama yapabilen, ihracata açılabilen ekonomik kuruluşlar hâline gelmelidir.
Üreticinin ürününü değerlendiren, tüketicinin de güvenilir ve uygun fiyatlı gıdaya ulaşmasını sağlayan bir zincir oluşturulmalıdır.
Bu zincirin her aşamasında gıda güvenliği, hijyen, izlenebilirlik ve kalite standartları uygulanmalıdır.
Devlet ise üreticinin ne yetiştireceğini, bölgesel üretim planlaması yapmalı, doğru ürünleri doğru bölgelerde teşvik etmeli ve kooperatifleşmenin önünü açmalıdır.
Üretici daha tarlasına ürününü ekmeden veya yeni bir meyve bahçesi kurmadan önce pazarın ihtiyacını, gelecekteki üretim beklentilerini ve değerlendirme imkânlarını görebilmelidir.
Çünkü tarımda planlama hasattan sonra değil, ekimden önce başlamalıdır.
Biz sanayiciler üretim yaparken yalnızca ne kadar üreteceğimizi düşünmeyiz. Kime satacağımızı, nasıl depolayacağımızı, nasıl sevk edeceğimizi ve maliyetlerimizi de hesaplarız.
Tarımda da aynı anlayışı geliştirmek zorundayız.
Bereketli bir yılın üretici için felakete dönüşmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Aynı şekilde, ürün bolluğu yaşanırken tüketicinin pahalı gıda tüketmek zorunda kalmamalı.
Önerim; Planlı üretim, güçlü kooperatifçilik, modern depolama ve işleme tesisleri, organize pazarlama ve üreticiden tüketiciye uzanan güvenilir bir gıda zinciri.
Bütün bunları gerçekleştirebilecek bilgiye, teknolojiye ve ekonomik birikime sahibiz.
Yeter ki tarımı yalnızca üretim meselesi olarak değil, üreticisiyle, köylüsü ile, sanayisiyle, lojistiğiyle ve tüketicisiyle bir bütün olarak görüp tarım da eğitimi de göz ardı etmemeliyiz.
Ülkemizin bu zenginliği ne tarlada çürümeli ne de tüketicinin sofrasına ulaşırken gereksiz yere pahalılaşmalıdır.
Üretici kazanmalı, tüketici de uygun fiyatla sağlıklı gıdaya ulaşabilmelidir.
Bunu başarmak hayal değil, bir organizasyon meselesidir.