Son günlerde okuduğum bir kitap beni derinden etkiledi. Gürültülü siyasetin, bitmek bilmeyen politik tartışmaların, savaşların, ekonomik kaygıların ve dünyanın içinde bulunduğu kaotik atmosferin biraz olsun dışına çıkabilmek için elime aldığım bu kitap, beni bambaşka bir dünyaya götürdü. Japon yazar Natsume Soseki’nin Üç Köşeli Dünya adlı eseri, yalnızca bir roman değil; sanatın, estetiğin ve insan ruhunun derinliklerine uzanan bir yolculuk.

Modern hayat, insanı sürekli bir koşuşturmanın içine sürüklüyor. Günlük telaşlar, geçim kaygıları ve bitmek bilmeyen sorumluluklar arasında çoğu zaman etrafımıza bakmayı, gördüklerimizin anlamını düşünmeyi unutuyoruz. Oysa Soseki, dünyaya sanatın gözünden bakmayı öneriyor. Ona göre sanat, yalnızca şiir yazmak, resim yapmak ya da müzik bestelemek değildir. Sanat, her şeyden önce hayata farklı bir gözle bakabilme yeteneğidir.

Bir ressamın fırçası, bir şairin kalemi ya da bir müzisyenin notaları, aslında insan ruhunun dışa vurumundan başka bir şey değildir. Gerçek sanat, insanın iç dünyasında doğar; eser ise onun yalnızca görünen yüzüdür.

Sanatçı, herkesin baktığı manzaraya bakar; fakat herkesin göremediğini görür. Bir yağmur damlasında hayatın sesini, bir ağacın gölgesinde huzuru, yaşlı bir yüzün çizgilerinde yılların hikâyesini okuyabilir. İşte sanatın en büyük gücü de burada saklıdır: sıradanı olağanüstü hâle getirmek…

Evet değerli Ekohaber okuyucuları bu haftada bir değişiklik olsun dedim birkaç saniye işten güçten dertlerden uzaklaştırabilecek bir yazıyı yazmaya çalıştım umarım becerebilmişimdir...

Saygılarımla

YALÇIN ARAS