Ekonomide bazı dengeler vardır ki, bozulduğunda bunun yükünü ilk hisseden üretici olur. Bir yanda yüksek enflasyon, diğer yanda uzun süredir sınırlı hareket eden döviz kuru… Özellikle ihracat yapan ve satış fiyatlarını döviz üzerinden belirleyen sanayici için bu tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor.
Üretimin maliyeti durmadan yükseliyor. İşçilik giderleri artıyor, enerji maliyetleri yükseliyor, yardımcı malzemeler neredeyse her ay yeniden fiyatlanıyor. Petrol ve petrole bağlı ürünlerdeki artış ise üretimin her aşamasına yansıyor. Buna rağmen ihracat gelirleri aynı hızda artmıyor. Sonuçta üretici, daha çok çalışıp daha az kazanan bir noktaya sürükleniyor.
Oysa sanayici yalnızca kendi işletmesi için üretmez. Fabrikasındaki yüzlerce çalışan için üretir. Kendisinden mal alan binlerce işletme için üretir. İhracatıyla ülkeye döviz kazandırır, ödediği vergilerle kamu hizmetlerine katkı sağlar. Üretim zincirinin en güçlü halkası aynı zamanda ekonominin de omurgasıdır.
Bu nedenle üreticiyi ayakta tutmak, bir kesime ayrıcalık tanımak değil; ülkenin geleceğine yatırım yapmaktır.
Bugün sanayicinin en büyük ihtiyacı, üretime uygun finansman koşullarıdır. Elbette uygun maliyetli kredi önemlidir. Ancak asıl ihtiyaç, uzun vadeli kredilerdir. Çünkü üretim bir maraton, kredi ise bu maratonun nefesidir. Bir yatırımın karşılığı birkaç ayda alınmaz. Kısa vadeli krediler, günü kurtarır; uzun vadeli krediler ise geleceği inşa eder.
Sanayici önünü görebildiği ölçüde yatırım yapar, yatırım yaptıkça üretim artar, üretim arttıkça ihracat büyür ve ülke ekonomisi güçlenir.
Bugün üreticinin istediği destek bir ayrıcalık değildir. İstediği şey, rekabet edebileceği şartların oluşmasıdır. Çünkü dünya pazarlarında yalnızca kaliteli üretmek yetmez; aynı zamanda maliyet açısından da rekabetçi olmak gerekir.
Üreticinin nefes aldığı bir ekonomi, işçinin de ihracatçının da esnafın da çiftçinin de nefes aldığı bir ekonomidir.
Saygılarımla
Yalçın Aras
