Fabrikaları veya işyerlerini, yalnızca içinde makinelerin ve insanların çalıştığı, mal üretilip satıldığı ticari işletmeler olarak görmek, gelirler idaresi işveren veya çalışan çalıştıran taraflar olarak görmek büyük bir eksikliktir.

10,20,30 yıllık, hele 40-50 yıllık işletmeler bir ülkenin kolay yetişmeyen parlayan yıldızlarıdır. Çünkü geçen her yıl fabrikanın bilançosuna yalnız sermaye değil; bilgi, tecrübe, insan ve kültür de eklenir.

Bir fabrika veya iş yeri aynı zamanda bir okuldur.

Her yıl onlarca stajyer öğrenci kapısından içeri girer. Okulda öğrendiği teoriyi üretimin içinde görür; bilgiyi uygulamaya, uygulamayı tecrübeye dönüştürür. Ustalar, teknisyenler, mühendisler ve yöneticiler yetişir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir üretim kültürü ve ekosistem oluşur.

Bu yönüyle köklü bir fabrika veya iş yeri adeta bir bilim, araştırma ve eğitim kurumu gibidir.

Ama iş yerlerinin görevi bununla da bitmez.

Özellikle ihracat yapan kuruluşlar dünyanın dört bir yanında müşteriler edinir. Yıllar geçtikçe bu müşterilerin bir kısmı yalnız müşteri olarak kalmaz, dosta dönüşür. Ticaretin etrafında görünmeyen dostluk köprüleri kurulur.

Fabrika ürettiği ürünle yalnız kendi markasını değil; şehrini, bölgesini ve ülkesini de dünyaya taşır. Ülkemizde üretilmiş bir ürün veya ürünün dünyanın başka bir ülkesinde herhangi bir alanda veya günlük hayatta kullanılması Türkiye’nin üretim kültürü de oraya ulaşır.

Bazen bir ülke hakkında yıllarca oluşmuş olumsuz bir düşünceyi kaliteli bir ürün, verilen bir sözün tutulması ve yıllarca devam eden ve takır takır çalışan makinalar güvenilir bir ticaret ilişkisinin yanında Türkiye'ye güveni de beraberinde oluşturur.

Bu nedenle ister mal ister hizmet eden ihracatçı aynı zamanda barışın sessiz elçileridir.

Ülkeler arasında siyaset zaman zaman gerilebilir. Fakat yıllardır birbirinden mal alan, birbirine güvenen, birbirinin işyerlerini ziyaret eden insanlar arasında kurulmuş bağlar kolay kolay kopmaz.

İhracatta kazanılmış her müşteri bu nedenle büyük bir nimettir. O müşterinin ülkemize kazandırdığı her döviz yalnızca şirketin kasasına giren para değildir; ülkenin yatırımına, üretimine, istihdamına ve geleceğine konulan bir tuğladır.

Ticari kuruluşların bir başka önemli özelliği de devletin çıkardığı kanunlara ve yeni düzenlemelere en hızlı uyum sağlayan kurumsal yapılardan biri olmalarıdır.

Vergiden sosyal güvenliğe, iş sağlığı ve güvenliğinden çevre mevzuatına, enerji verimliliğinden kalite standartlarına kadar getirilen her yeni düzenleme fabrikaların günlük hayatına hızla girer. Sistemler değiştirilir, çalışanlar eğitilir, yatırımlar yapılır ve yeni kurallar üretim düzeninin bir parçası haline getirilir.

Çünkü kurumsallaşmış bir fabrika yalnız üretmeyi değil, kurallı çalışmayı, kayıtlı ekonomiyi ve toplumsal sorumluluğu da temsil eder.

Bazen düşünüyorum da; her fabrika küçük bir cumhuriyet gibidir.

İçinde çalışanları, kuralları, disiplini, eğitimi, ustaları, mühendisleri, gençleri, geçmişi, geleceği ve kendine özgü kültürü vardır.

Bu yüzden sadece bir işyerinin kapanması yalnızca “bir şirket daha kapandı” diye bakamayız.

Çünkü kapanan yalnızca dört duvar ve birkaç makine değildir.

Bir kültür kapanır.

Bir okul kapanır.

Bir bilgi merkezi kapanır.

Bir ihracat kapısı kapanır.

Bir dostluk köprüsü yıkılır.

Yıllarını üretime vermiş bir sanayici olarak üretmenin benim için ayrı bir anlamı vardır.

Üretmek; insana iş vermek, genç yetiştirmek, bilgi oluşturmak, ülkeye döviz kazandırmak ve gelecek nesillere bir eser bırakmak gibi sorumlulukların yanında işverenin çalışanlarına, devlete, vergi sistemlerine, SGK’na, iş sağlığı güvenliğne, çevreye, bankalara ve finans kuruluşlarına, çevreye, bankalara malın kalitesine, ihracat yapmış olduğu ülkenin kurallarına ve bütün bunların ötesinde yanında çalışan insanların ve ailelerine karşıda vicdani sorumlulukları vardır.

Bir iş yerinin kapanması bütün saymış olduğum sorumluluklarında sorumsuzca kapanması demektir.

Saygılarımla.

Yalçın Aras.