Geçen hafta gazetemizde yer alan iki haber beni yine insanlığın karşı karşıya olduğu İklim Değişikliği doğa felaketini dillendirmeye yöneltti. Haber başlıkları Güneş ve rüzgarda rekor üretim ve Çatı GES’ler kentleri serinletebilir, idi. Haberlerin içeriğinde, güneş ve rüzgardan elektrik üretimimizin ağustos ayında 9,9 milyar kilovat-saate ulaştığı, güneş enerjisinin toplam elektrik üretimimizdeki payının % 14,1 rüzgar enerjisinin % 12,9 olduğu vurgulandı. Hidroelektrik kaynaklardan üretilen enerji miktarı da % 24,7 payla 9,08 milyar kilovat-saat olduğu açıklandı. İkinci başlıktaki haberde ise, çatılara yerleştirilen güneş enerjisi panellerinin elektrik enerjisi üretimi yanında gölgeleme sağlayarak binaların çatıdan ısınmasını azaltmakta olduğu, anlatılmaktaydı.

Her vesile ile köşemde sizlerle paylaştığım bazı bilgileri tekrar hatırlayalım bu hafta. İlk bilgi, bilim insanlarının 20.yüzyıl ortalarından itibaren dünya iklim koşullarında oluşmakta olan değişimin peşine düşmeleri sonucunda, bu değişimin ana nedenin yerküre üzerindeki insan yaşamından, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlarla enerji üretiminden, sanayi ve ulaşımdan yoğun olarak atmosfere bırakılan CO2 salgılanması olduğunun, belirlenmesiydi. Bu belirleme ilerleyen zaman içinde ülke yönetimlerince de değerlendirilmeye ve çeşitli uluslararası toplantılarda bu salgılamanın frenlenmesine ve de belli zaman dilimi içinde sıfırlanması yolunda adımlar atılmasına, başlandı.

En etkin adım 1992 yılında, tüm ülke liderlerinin ve dünya ülkelerinden 20 binin üzerinde sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katıldığı Birleşmiş Milletler Rio Konferansında atıldı. Konferansta sürdürülen müzakereler sonucunda yayınlanan Rio Deklarasyonu ile aşağıdaki kararlar açıklandı;

· 21. Yüzyılda küresel, ulusal ve yerel düzeyde sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen Yerel Gündem 21 Eylem Planı uygulamaya sokulacaktır.

· Ormanların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi, korunması ve geliştirilmesi yönünde ilkeler belirlenecektir.

· Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele için temel çerçeve oluşturulacaktır. İlerleyen yıllarda Kyoto ve Paris Anlaşmaları ile sistemin köşe taşları yerleştirilmiştir.

· Canlı türlerin, genlerin ve ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi oluşturulmuştur.

· 1994 yılında da Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi imzalanmıştır.

Birleşmiş Milletler tarafından İklim Değişikliği ile mücadelede bu adımlar atılırken bazı hedefler de belirlenmiştir.

· 2030 Yılı Hedefi, küresel sera gazı salınımlarını % 45 oranında azaltmak ve küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme göre 1,5C ile sınırlı tutmaktır.

· 2050 Yılı Hedefi, küresel sera gazı salınımlarını sıfırlamak, Paris antlaşması çerçevesinde yine 1,5C artış sınırında küresel ısınmayı durdurmaktır.

Ülke yönetimleri İklim Değişikliği ile mücadelede bu tür kararlar alıp, uygulamaya sokma gayreti göstermelerine rağmen beklenmeyen aşırı yağışların oluşumunun verdiği zararlar devam etmektedir. Bu günlerde İstanbul’da, Kocaeli’de ve de Avrupa kentlerinde yaşanan sel felaketleri küresel iklim krizinin yarattığı aşırı hava olaylarının en somut göstergeleri olmaktadır. Bursa olarak biz de Nilüfer Çayının doğal yatağının ağaçlandırılarak ve bazı yapılar yapılarak taşıma kapasitesinin küçültülmesi nedeniyle, İklim Değişikliği olgusu kapsamında oluşabilecek aşırı yağışların oluşturacağı hesap ötesi su akımlarının taşkın oluşturması riskini yaşıyoruz.

Avrupa genelinde belediyeler yukarıda açıkladığım kararlar doğrultusunda iklim değişikliğine karşı kentsel dirençliliği artırma yolunda yeni stratejiler uygulamaya başladılar. Örneğin kentlerde geçirgen kaldırımlar, yağmur suyu hasadı alt yapıları ve su tutan park oluşumları zorunlu hale getirilmektedir. Hollanda gibi bol yağış alan ülkeler yağmur suyunu yere düşmeden çatılarda hapsetmeyi sağlayan yeşil çatı projeleri uygulamakta, kentlerin alt yapısında yağmur suyu şebekelerinin taşıma kapasitelerini büyütmektedirler.

İnsanlığın karşısında büyüyen bu doğa felaketini frenleme yolunda atılacak adımlardan birinin, günlük yaşamımızda atmosfere salgıladığımız CO2 gazını azaltmak için enerji ihtiyacımızın bir bölümünü güneş panelleriyle sağlamak olduğunu, yukarıda vurgulamıştım. İşte bu amaçla Büyükşehir ve İlçe Belediye Yönetimlerimize sesleniyorum, gelin İmar Yönetmeliğinde aşağıdaki değişikliği yapın ve bu kuralı uygulamaya sokun;

Tüm yapılar, konutlar, yönetim binaları, sanayi yapıları vb. YAPI KULLANMA İZNİ alabilmeleri için bütün çatı yüzeylerinin GÜNEŞ ENERJİSİ PANELLERİ ile kaplı olması gereklidir.

Bu uygulama başladıktan sonra mevcut yapılarda da aynı düzenin kurulmasına adım atılır. Bu oluşumla beraber bina çatılarında üretilen ve fakat tamamı o binada kullanılmayan enerjinin Türkiye Elektrik Kurumu şebekesine aktarılma düzeni de kurulur.