Geçen yazımda yapay zekâyı geliştiren bazı araştırmacı ve yöneticilerin kendi geliştirdikleri teknolojiyle ilgili ciddi endişelerini yazmış ve yazıyı bir soruyla bitirmiştim: Yapay zekâ şirketlerimizi ve çalışanlarımızı nasıl değiştirecek?
Bu hafta konunun diğer tarafına bakmak istiyorum. Çünkü yapay zekânın bir gün, insanlık için nasıl bir risk oluşturacağını tartışırken, hemen yanı başımızda başlayan çok daha somut bir değişimi gözden kaçırıyoruz.
İnsan ile makine arasındaki ekonomik değer dengesi değişiyor.
Yıllardır şirketlerle çalışıyorum. Organizasyon yapıları kuruyor, görev tanımları hazırlıyor, yetki ve sorumlulukları belirliyor, doğru insanı doğru işe yerleştirmeye çalışıyoruz. Şimdi dönüp hazırladığımız organizasyonlara baktığımda kendime şu soruyu soruyorum:
Bugün yazdığımız görev tanımlarının kaçı beş yıl sonra aynı kalacak? Bence çok azı. Belki de çoğu revizyona uğrayacak. Çünkü yapay zekâ sadece kullandığımız araçları değil, işin kendisini değiştiriyor. Bugün saatler süren bir raporu dakikalar içerisinde hazırlayabiliyor. Finansal analiz yapıyor, sözleşme inceliyor, adayları değerlendiriyor, satış verilerini yorumluyor, pazarlama içeriği hazırlıyor. Ve daha yolun başındayız.
Bu nedenle yapay zekâyı hâlâ Bilgi İşlem bölümünün konusu olarak gören şirketlerin yanıldığını düşünüyorum. Yapay zekâ artık bir teknoloji projesinden çok, bir yönetim ve insan kaynağı meselesidir.
Burada şirketlerin yapabileceği en büyük hata da dönüşüme şu soruyla başlamak olur:
“Yapay zekâyla kaç kişiden tasarruf ederiz?” Ben olsam tam tersini sorarım: “Elimdeki insan kaynağını yapay zekâyla birlikte nasıl daha değerli hale getiririm?” Çünkü bana göre ilk büyük kırılma, yapay zekânın insanların işlerini topluca elinden alması şeklinde olmayacak.
Önce başka bir şey olacak. Yapay zekâyı iyi kullanan insanlar, kullanmayan insanların önüne geçecek.
Aynı işi yapan iki çalışan düşünün. Biri araştırmasını, analizini, raporlamasını ve günlük işlerini yapay zekâyla destekliyor. Diğeri hâlâ aynı işi eski yöntemlerle yapıyor. Bir yıl sonra bu iki kişinin aynı verimlilikte olmasını beklemek mümkün mü? Bence değil. Bu yüzden önümüzdeki dönemin en önemli insan kaynakları yatırımlarından biri, çalışanlara sadece mesleki eğitim vermek değil, yapay zekâyla çalışma becerisi kazandırmak olacak. Peki bugün yapay zekâdan yardım alıyoruz. Yarın yapay zekâ yöneticiden daha doğru satış tahmini yaptığında ne olacak? İnsan kaynakları uzmanından daha doğru adayı bulduğunda? Finans yöneticisinden önce riski gördüğünde? Genel müdürün önüne, kendi yönetim ekibinden daha güçlü bir analiz koyduğunda? Kararı kim verecek?
Bence yapay zekâ tartışmasının asıl zor kısmı burada başlayacak.
Çünkü mesele artık kaç kişinin çalışacağı değil; yetkinin, kararın ve sorumluluğun kimde kalacağı olacak.
Bu nedenle şirketlerin bugünden sadece hangi yapay zekâ programını kullanacaklarını değil, yapay zekânın hangi kararlara ne ölçüde dahil olacağını da belirlemeleri gerekiyor. Ben yapay zekâdan korkulması gerektiğini düşünmüyorum. Tam tersine; kullanmalıyız, öğrenmeliyiz, şirketlerimize entegre etmeli ve çalışanlarımızı hazırlamalıyız.
Ama bir şartla:
Direksiyon bizde kalmalı.
Çünkü geleceğin başarılı şirketi yapay zekâyı en çok kullanan şirket olmayacak. İnsan ile yapay zekâ arasındaki doğru iş bölümünü kurabilen şirket olacak. Geçen yazının sonunda ‘Yapay zekâ şirketlerimizi ve çalışanlarımızı nasıl değiştirecek’ diye sormuştum.
Bu yazıyı da başka bir soruyla bitireyim:
Nereye gittiğimizi biliyoruz diyelim. Peki direksiyonda kim oturacak?