Değerli Okurlar,
Ben her çiçek temizliği yaptığımda, saksı değiştirdiğimde, toprak alıp eklediğimde, eğer hastalıklı bir durum yoksa artan ya da dökülen tüm toprakları hiç çöpe atmam; tozu dahil her zaman toplarım ve tekrar saksıya koyarım. Çok değer veririm toprağa.
Toprak benim gözümde her zaman hayatın temel yapı taşıdır ve tabii ki su.
İlk insan olduğunuzu hayal edin; çıplak ve vahşi doğada… Sonra, o günden bugüne kadar insanın, insanlığın ve çevresinin gelişimini düşünün ama bu gelişimi belgesel tadında ağır ağır gerçekleştirin.
Sonuç: Doğal olmayan her şey yine topraktan türemiştir.
Sahip olduğumuz basit ve ileri teknoloji ürünü dediğimiz her şeyin temelinde toprak vardır.
İnanç ve felsefe konuşmalarında sıkça söylenir; “Topraktan geldik, toprağa gideceğiz”; hatta bununla ilgili sevdiğim film repliklerinden bir kısmı ölmek üzere olan bir gençle Eşkıya filminde geçer;
“Çok korkuyorum Eşkıya! Beni bırakma… Çok korkuyorum! Çok…”
“Korkma! Sadece toprağa gideceksin. Sonra toprak olacaksın. Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin. Oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki, belki o arı ben olacam.”
En çok da İstiklal Marşımızda geçen mısrayı severim;
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı, Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”
Öte yandan; çok ama çok verimli ve bereketli topraklara sahip Anadolu’da yaşıyoruz. Yıllar önce nüfusumuzun %70’i kırsalda yaşardı ancak günümüzde bu oran tam tersine dönmüş durumda. Bu dönüşün temelinde ise ülkemizin tarım politikalarının yanlış ve tutarsız olması yatar.
Bugün şartlar ne olursa olsun, insan ve insanlığın geleceği topraktadır. Hem gıda hem gelir hem bereket hem de vatan olarak.
Bu itibarla; sahip olduğunuz topraktan asla ve asla vazgeçmeyiniz.
Toprağınızı satmayınız, bakınız, ekiniz…
Hayatınız ve mahsulünüz bereketli olsun…
Saygılarımla