Faiz, serbest piyasa ekonomilerinde her ürün ve mal gibi piyasa mekanizması içerisinde kendi değerini bulur. Merkez bankaları da aslında piyasada belirlenen bu faiz oranını takip etmektedir. Dünyanın en büyük ekonomisi ve en geçerli para birimi Amerika Birleşik Devletleri’ne aittir. Hal böyle olunca, ABD faiz oranları küresel ekonomik gelişmeler üzerinde doğrudan belirleyici olmaktadır.
ABD’de gösterge faiz, ABD Hazinesi'nin ihraç ettiği 10 Yıllık tahvilin faizi olarak kabul edilir. ABD Hazinesi bu tahvili ilk kez 1908 yılında, Panama Kanalı'nın inşasını finanse etmek için piyasaya sürmüştür. Bu tahvil, 1920 yılına dek %2 sabit faizle işlem görmüştür. Tahvil ihraç koşullarını belirleme yetkisinin Kongre’den Hazine’ye geçmesiyle birlikte, fiyatı tamamen piyasada belirlenir hale gelmiştir.
Yani bugün elimizde, yaklaşık 100 yıldan beri fiyatı serbest piyasada oluşan bir tahvil var. Küresel genişleme ve daralma dalgaları üzerinde doğrudan etkisi olan devasa bir borçlanma enstrümanından bahsediyoruz.
Bu asırlık verilere bakıldığında oldukça dikkat çekici bilgiler gözlemleyebiliyoruz. En yüksek faiz Ekim 1981’de %15,82 olarak kayıtlara geçmiş durumdadır. En düşük faiz ise Mayıs 2020’de %0,544’ü görmüştür. 100 yıllık tarihsel ortalamalar incelendiğinde, faizlerin yaklaşık 70 yıl boyunca %2 ile %4,7 bandı arasında gezindiği fark edilir. Bu dönemler, küresel gelişimin ve refahın en derinden hissedildiği yıllara denk gelir; 2003’ten günümüze kadar bu bandın altına sarktığımız süreci de buna dahil edebiliriz. Bahsettiğimiz bu dönemler; ekonomik faaliyetlerin güçlendiği, zaman zaman varlık etkisinin yaşandığı ve tabiri caizse herkesin kazandığı süreçlerdir.
Geçtiğimiz haftalarda global bazda, biz fon kriziyle meşgulken piyasalarda çok sert dalgalanmalar yaşandı. Değerli olduğu düşünülen hemen her şey sarsıldı. Bu sarsıntıya herkes kendi penceresinden bir açıklama getirmeye çalıştı: Kimi kâr realizasyonu dedi, kimi yapay zeka şirketlerinin kârlılığını sorguladı, kimi ise kripto piyasasındaki hack’ lenme olaylarına işaret etti.
Oysa asıl yaşanan; yaklaşık 60 yıl sonra ilk defa ABD 10 Yıllık tahvil faizinin %5,36’ya fırlayarak o tarihsel ortalama bandın üzerine çıkmasıydı. Dünya ekonomileri gerçek faizin ne olduğunu çok iyi bilir. Varlık dedikleri şeylerin gerçek değerinin aslında bu tahvil tarafından belirlendiğini de...
Yıllarca Türkiye’de sanki ekonomik ilerleyişin sadece siyasi iktidar tarafından belirlendiğini iddia edenlerin ve "millette para var" diyenlerin, bugün bir anda "Ne oluyor?" sorusunu sormaya başlamaları oldukça normaldir.
Peki ne mi olmuştur? Dünyada serbest piyasada belirlenen ve küresel ölçekte kabul gören bir tahvil faizi, tarihsel bandının üzerine sert bir şekilde çıkmıştır. Bu tür makroekonomik hareketlerin kısa vadeli olmadığı ve kalıcı etkiler bıraktığı bilinmektedir.
Tam da bu yüzden, ülkemizin her zamankinden çok daha rasyonel politikalara ve basiretli siyasi tercihlere ihtiyacı vardır. Bunu hayata geçirecek olan da kendi insanımızdan başka biri değildir.