Kyoto’nun ihtişamından çıkıp Nara’ya doğru yol aldığınızda aslında şehir değiştirmiyorsunuz zaman değiştiriyorsunuz. Otobüsün tekeri dönerken Japonya modernliğini geride bırakıyor, sizi alıp usul usul geçmişin içine akıtıyor. Öyle dramatik bir geçiş değil bu. Kimse “hoş geldin” demiyor. Ama hissediyorsun. Hava bile başka kokuyor.
Japonya’nın ilk başkentlerinden biri burası. Devlet aklının, inancın, disiplinin ilk yoğrulduğu yer. Ama tuhaf olan şu; bu kadar köklü bir geçmişe rağmen Nara kendini göstermek için uğraşmıyor. Kyoto gibi “bana bak” demiyor. Osaka gibi “gel eğlen” demiyor. Nara, nara atmıyor sadece duruyor. Ve sen bakarsan, görüyorsun.
Şehre adım attığın anda bir gariplik başlıyor. Parkın içinden yürüyorsun, bir bakıyorsun bir geyik yanına gelmiş. Öyle kaçan, ürken hayvanlardan değil. Sakince bakıyor sana. Hatta hafifçe eğiliyor. İlk başta anlamıyorsun. Sonra öğreniyorsun ki bu hayvanlar selam veriyor. Elindeki bisküviyi istiyor. Tanrıların habercisi sayılan bir canlı, senden kraker bekliyor. Hayatın ironisi işte.
Ama romantizme kapılmadan şunu söyleyeyim; bu geyikler fırsatçı. Elinde yiyecek gördü mü gözünün içine bakarak takip eder. Hatta ceketin cebini bile yoklayanına denk gelirsin. Kutsal ama uyanık. Bizim esnaf gibi biraz.
Todai-ji Tapınağı’na giriyorsun. Devasa bir yapı. İçinde oturan Buda heykeli öyle fotoğrafta gördüğün gibi değil. Yanına gidince insanın sesi kendiliğinden kısılıyor. Kimse “sus” demiyor ama susuyorsun. O an anlıyorsun ki büyüklük sadece metreyle ölçülmüyor. Mekânın bir ağırlığı var. Üzerinize çöküyor.
Nara’nın kalbinde duran bu tapınak 8. yüzyılda inşa edilmiş ve dünyanın en büyük ahşap yapılarından biri olarak kabul ediliyor. İçinde ise Japonya’nın en büyük bronz Buda heykeli, yani Daibutsu yer alıyor. Hem dini hem de politik gücün simgesi olan bu yapı, bir dönem Japonya’nın merkezî otoritesini temsil edecek kadar önemli kabul edilmiş.
Nara’da acele edemiyorsun. Denesen bile olmuyor. Adımların yavaşlıyor. Sesin düşüyor. Telefonu çıkarıp fotoğraf çekiyorsun ama sonra indiriyorsun. Çünkü bazı şeyler kadraja sığmıyor. Orada durman gerekiyor. Bakman gerekiyor. Hissetmen gerekiyor.
Kyoto’dan kırk dakikada geliyorsun buraya. Ama o kırk dakika seni başka bir yere taşıyor. Günlük programların, listelerin, “şunu da görelim” telaşın anlamını yitiriyor. Nara sana bir şey göstermiyor aslında. Sana kendini hatırlatıyor.
Eğer Japonya’ya gelip Nara’ya uğramazsan çok şey görmüş olursun. Tapınak görürsün, sokak görürsün, yemek yersin. Ama bir şey eksik kalır. Adını koyamazsın. İşte o eksik olan şey Nara’dır.
Japon şiir sanatı Haiku derin sözcüklerle ve 5–7–5 hece ölçüsüyle yazılır.
Doğayı, anı ve hissi yalın bir şekilde yakalar.
Size kendi yazdığım Todai-ji Tapınağı’da gezerken hissettiklerimi yansıtan bir Hauki ile şimdilik veda edeyim.
“O orda sessiz,
Geyiğin gözleriyle,
Bakar, anlatır.”