Değerli Okurlar,

Hayatı yaşarken; aldığımız sorumluluklar ve bulunduğumuz konum gereği belirli bir zaman süresince unvan sahibi oluyoruz. Kimi unvanlar geçici, kimi ise kalıcı (bunlar genelde patronlar ve neredeyse ölene kadar koltuğu bırakmayanlardır) olabiliyor. Fakat bu unvanların az bir kısmı topluluklar içerisinde etki sahibi olabiliyor. Unvanları olsa da birçok insan bu grup içerisinde yer almayabiliyor.

Bu pozisyonlara uğraşıp hak ederek, mücadele ederek, savaşarak gelenler olduğu gibi; ikinci kuşak, şans eseri, aldatarak, kandırarak, çalarak, satın alarak gelenlerde oluyor. Siyasette, dernek ve odalarda ise seçimle gelenler var. Bir de atananlar var.

İşte bu unvan sahipleri hayatı yaşarken, birçoğu bu pozisyonundan dolayı ayrıcalığı olduğunu düşünür (bazı konularda vardır ve olmalıdır da) ve farklı yaşayıp, davranmaya çalışırlar ve beklentilere girerler.

Bu kişilere benim sorum ise şu; unvansız yaşayabilir misiniz, isminiz mi unvanınız mı sizi farklı kılan?

Aşağıdaki soruları kendinize sorun;

- Unvanınızı mı yoksa isminizi mi söyleyerek yol alıyorsunuz?

- Unvansız yol alıyor musunuz?

- Pozisyonunuzu kullanarak menfaat sağlıyor musunuz?

- Sıraya giriyor musunuz?

- Ön sıra dışında bir yere oturuyor musunuz, yoksa kızıyor musunuz?

- Bir dernek yönetimine giremediğinizde ya da başkanı olmadığınızda mevcut yapıyı kötüleyip yeni bir dernek kuruyor musunuz?

- İnsanlara günaydın, iyi akşamlar, nasılsınız, merhaba, selam diyebiliyor musunuz?

- İnsanlara kulak veriyor musunuz, dertlerini dinliyor musunuz?

- Odanıza alıyor musunuz, onlarla yemek yiyor musunuz?

- Size gösterilen saygı, unvanı bıraktıktan sonra da devam ediyor mu?

Bu sorulara cevaplarınız, sizin makamınıza yakışmanızın da cevabıdır.

Büyüdükçe küçülmeyi (tevazuyu) bilmek önemli bir erdemdir…

Annemin ülkemizde bu pozisyonları kovalayanlar için arada söylediği sözle bitireyim; “bir baş ol da istersen soğan başı ol” 😊

Saygılarımla.