Yazıya geçen cumartesi günü İstanbul’u, yaz ortasında(!)oluşan kuvvetli yağış nedeniyle sel bastı haberini hatırlayıp, İklim Değişikliğine biz de hoş geldin, diyerek başlayalım.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa ülkeleri, yaşamları boyunca görmedikleri yüksek hava sıcaklıkları içinde çok zor günler yaşadılar. On gündür Avrupa’da etkili olan ölümcül sıcak hava dalgası nedeniyle Fransa, Almanya, Çekya, Polonya ve Belçika’da 150 milyonu aşan kişi bunaltıcı sıcaklarla boğuştular. Almanya, Belçika ve Hollanda’da sıcaklıklar rekor kırarken, Avrupa’daki sıcak hava dalgası nedeniyle İspanya ve Fransa’da can kaybı artmaya devam ediyor.
Bu olağanüstü sıcak havanın yaşandığı o günlerde Dünya Sağlık Örgütü, WHO, büyük miktarda ek ölüm olabileceğini, açıklamıştı. Nitekim Avrupa’da 4.000’in üzerinde ek ölüm olduğu belirlendi ve bu doğa felaketi ‘’Sessiz Katil’’ olarak adlandırıldı. Bu süreçte Fransa’da ölümler %30, Belçika’da %39 arttı. Belçikalı yetkililer, bu rakamın korona salgınının ilk dalgasından bu yana görülen en yüksek ölüm sayısı olduğunu, açıkladılar. Londra’da termal kameralarla yapılan ölçümlerde kaldırımlarda, tren peronlarında, çocuk oyun alanlarında sıcaklıkların 40 C dereceyi aştığı görüldü. İngiliz bilim insanları Londra’nın kavurucu bir kazana döndüğünü ve bu sıcaklık dalgasını, fosil yakıt devlerinin ve gezegeni ısıtan karbon salınımlarının tetiklediğini, etkin bir halk sağlığı krizi oluşturduğunu açıklıyorlar ve de İklim Değişikliği doğa felaketinin ilk adımları olarak tanımlıyorlar, adını da koyuyorlar, ‘’Isı Kubbesi’’
Kuzey Afrika kaynaklı, güçlü ve yavaş hareket eden yüksek basınç sistemi, sıcak havayı Avrupa üzerinde adeta kaynayan tencerenin kapağı gibi hapsediyor ve Avrupa’yı iki kat daha hızlı ısıtıyor. 2003 yılından bu yana Avrupa ‘da yaşanan çok sayıda sıcak hava dalgası üzerinde yapılan analizler, bu aşırı hava olaylarının insan kaynaklı oluşan İklim Değişikliği nedeniyle çok daha olası ve daha şiddetli hale geldiğini, ortaya koyuyor. Nisan ayında yayınlanan Avrupa İklim Durumu Raporuna göre, kıtanın %95’i 2025 yılında ortalamanın üzerinde sıcak hava dalgaları yaşadı ve bu dalgalar Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar ulaştı. Deniz yüzeyi sıcaklıklarının ise bu güne kadar görülenin çok üzerinde olduğu, ölçülüyor. Bilim kurumları, Avrupa’nın en hızlı ısınan ve bu ısınmanın etkilerinin çok ağır hissedildiği kıta olduğunu açıklıyorlar. Evet, Avrupa küresel ortalamanın yaklaşık iki katı hızla ısınıyor. Kıtadaki ortalama sıcaklık, 19. Yüzyılın sonlarındaki sanayileşme öncesi döneme kıyasla 2,5 C derece arttı. İklim bilimciler küresel ısınmayı tetikleyen karbon salınımlarını azaltma çabalarından vazgeçilmemesini, yenilenebilir enerji üretiminin hızla yaygınlaştırılmasını, öneriyorlar. Ve bunun herkes için daha güvenli, daha adil ve daha dayanıklı gelecek inşa etmek açısından vaz geçilmez olacağının, altını çiziyorlar.
Gelelim bize, biz ne durumdayız? Ne yapıyoruz? Ne yapmalıyız?
Türkiye, iklim değişikliğinin ciddi çevresel ve sosyoekonomik sonuçlara yol açabilecek çok karmaşık bir sorun olduğunu kabullenmiş ve bunun sebep olacağı etkilerin gelecek nesillerin yaşamını tehdit eden önemli bir doğa olayı olacağı bilinciyle, sera gazı salınımlarının azaltılması ve iklim değişikliği ile mücadele kapsamında uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi yolunda adımlar atmaya başlamıştır. Bu kapsamda Güncellenmiş 1. Ulusal Katkı Programı ve 2030 İklim Hedefleri Planı hazırlanmıştır. Bu program ve plana göre 2030 yılı sera gazı salınımlarının %40 azaltılması, hedeflenmiştir. Bu planın uygulanmasıyla 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi de açıklanmıştır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu konuda, kamu, özel sektör, üniversiteler, STK’lar ve öğrencilerin katıldığı İklim Şurası düzenlemiş ve konuyu çeşitli yönleriyle masaya yatırmıştır. Bu Şurada İklim Değişikliğinden etkilenme ve risk analizleri yapılarak ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte sektörlerin uyum eylemleri belirlenmiş, uygulama düzeni tartışılmış ve Türkiye’nin 2030 yılı İklim Değişikliğine Uyum Stratejisinin ana hatları açıklanmıştır.
Ben de yazımı sonlandırırken, Birleşmiş Milletler 1992 Rio Toplantısında kararlaştırılan ve dünya ölçeğinde ülkelerde İklim Değişikliği ile mücadelenin halkla kol kola girerek yapılmasını hedefleyen çalışmaları sürdürecek ICLEI/Yerel Çevre Girişimleri Türkiye Grubunu kuran ve mahalle bazında oluşturulan gönüllü guruplarla çalışmaları başlatan Belediye Başkanı olarak, ülkemizi ve kentlerimizi yönetenlere iki çağrıda bulunuyorum;
İmar Yönetmeliklerine bir madde ekleyin, bundan böyle evler, özel ve resmi binalar, sanayi ve ticaret tesisleri Yapı Kullanma İzni alabilmeleri için çatılarının tamamına, GÜNEŞ ENERJİSİ PANELLERİ yerleştirmeleri mecburidir. Üretilecek enerjinin kullanılmayan bölümünü elektrik kurumuna aktarılacaktır.
Türkiye’nin sahip olduğu jeotermal enerji kaynağımızı, kaynağın etkin olduğu bölgelerimizde derin kuyular açarak, enerji santralları kurarak sıfır karbon salınımlı enerji üretiminde kullanmayı yaygınlaştırın.