İhracat yapan bir şirketin bu ihracat bedellerini yurda getirip yarısını bozdurması, bir süredir zorunlu. Diyelim ki ihracat yaptınız. Gümrük Çıkış Beyannamesi (GÇB) düzenlendi. Bu GÇB onaylandığı an, devlet kronometreyi başlatıyor. Bu parayı getirmek için size süre veriyor. Bu sürede İhracat Bedeli Kabul Belgesi henüz düzenlenemedi çünkü para tahsil edilemedi. Elbette şirket kasasından nakit çıkışı yaparak hesabı erkenden kapatmak ve İBKB düzenletmek teorik olarak mümkün; ancak olmayan bir parayı gelmiş gibi göstermenin yaratacağı finansal zarar ve ticari gerçekliğe aykırılıktan bahsetmiyorum bile. Banka, süresinde kapanmayan hesabı vergi dairesine ihbar ediyor. Vergi dairesi sonra size “parayı getir ve kapat, ya da mücbir sebep göster” diyor. Vergi dairesinin de uzatım süresi var, bu süre bittiğinde top Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın sahasına geçiyor ve mücbir sebep onayı Bakanlık aracılığıyla devam ediyor. Onay çıkmadığında veya mücbir sebep bildirilemediğinde, konu savcılık idari yaptırım bürolarına intikal ettiriliyor. Ciddi idari para cezalarıyla karşılaşılabiliyor.
Peki sorun nerede? Sorun şurada: Ticari yaşam her zaman “mükemmel” işlemiyor. Şirketler ihracat bedellerini tahsil edemeyebiliyorlar. Konuyu düzenleyen mevzuat, mücbir sebebi kanıtlamanız için yurtdışında dava açmanızı veya tahkime başvurmanızı, ve hatta dava/tahkim belgelerinin yurtdışında apostil ettirilmiş formatlarını getirmenizi talep ediyor. Her defasında yeni gelişmeleri yurtdışında apostil yaptırtacak, belgeleri getirtecek ve tercüme ettireceksiniz.
Bir düşünün. Yirmi yıldır çalıştığınız güvenilir bir alıcınız var. Bu sene sizden halihazırda vadedeki ödemelerinizi “ertelemenizi” istedi. Veya istemedi. Bu durumda siz ona dava açmak “istemediniz”. Zira her şey “kağıt üzerindeki haklar” değil. Pratikte o hakkı elde etmek de önemli. İş hayatının belli bir stratejisi var. Dolayısıyla henüz ihracat bedelini tahsil edemediniz ve dolayısıyla “ihracat bedelini yurda getiremediniz”. Ancak bu şirketinizin geleceği ve dolayısıyla Türk ekonomisinin geleceği için daha iyi bir yol. Çünkü dava ile yıllarca uğraşmadınız, ciddi yargı masrafları ödemediniz, ve en önemlisi de “geçici buhrandan geçen” müşterinizi kaybetmemeniz sayesinde ilişkileriniz devam etti ve bu müşteri şirketinize gelecek yıllarda ciro yaptırmaya devam etti.
Ancak maalesef yürürlükteki mevzuat, iş hayatının her gün farklı stratejiler gerektiren dinamiğine oldukça aykırı. Bu makul gerekçelerinizi dinlemedi ve size yine yüz binlerce liralık “idari para cezası” verdi. Üstelik daha yaptığınız ihracatın bedelini dahi tahsil edememişken. Bu gibi “hayatın olağan akışına aykırı” uygulamaların “iş hayatının esneklik ve dinamiğine” uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.