Geçen hafta bu sayfalarda, sanayici büyüğümüz Yalçın Aras sınırda karbon vergisinin ticari maliyetlerine ve rekabet koşullarına değinen kıymetli bir yazı kaleme aldı. Kendisi, "Fatura kabarıyor, önlem alın" diyerek işin boyutunu gayet net özetledi. Biz de işin hukuki detaylarına biraz değinelim.
AB'nin 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girmiş bulunan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Tüzüğü'ne göre, hukuki muhatap Türk ihracatçısı değil, AB'deki "Yetkili Beyan Sahibi" yani ithalatçı. Brüksel, vergiyi AB'deki alıcıdan ister, sertifikayı ondan talep eder, cezayı ona keser. Tabii ki Avrupalı ithalatçı, riskini tedarik zincirine, yani size devredecektir. Bu yüzden çok önemli bir konu.
Avrupalı muhataplarınızın tedarik sözleşmelerine; "Tedarikçinin eksik veya hatalı karbon verisi sunması nedeniyle doğacak tüm ceza ve maliyetler tedarikçiye rücu edilir" minvalinde maddeler eklediğini göreceksiniz. Yani verginin mükellefi AB'li şirket olsa da, tazminat yükümlüsü Türk sanayicisi olacaktır. Bu yüzden de ölçüm, kayıt ve doğrulama altyapısının kurulması geciktirilmemeli.
Geçtiğimiz "geçiş dönemi"nde (2023-2025) sadece raporlama yapılıyordu. "Benim emisyonum şu kadar" denmesi yeterliydi. Ancak 2026 ile başlayan kesin uygulama döneminde artık "Akredite Doğrulayıcı" imzası şart. Hukuki açıdan şu anlama geliyor: Gönderdiğiniz verinin doğruluğu artık bir taahhüt değil, yasal bir zorunluluktur. Karbon verisinde “beyan” yerine, “ispat” dönemine geçildi diyebiliriz. Yanlış veya doğrulanmamış veri ile mal göndermek, sadece ticari bir hata değil, sözleşmelere de esaslı aykırılık teşkil edecektir. Sözleşmede hüküm yoksa, zararın kaynağı ihracatçının yanlış verisi olduğu için, tazminat sonucunu doğuracaktır. Bu durum, Avrupalı alıcınıza sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkı verebilir. Hatta kasıtlı (veya umursamadan yapılan) yanlış bildirimler, uluslararası ticarette itibar kaybının ötesinde dolandırıcılık iddialarına kapı aralayabilir.
Konunun bir de devletler hukuku ve vergi egemenliği boyutu var. AB Tüzüğü, "Eğer üretim yapılan ülkede bir karbon fiyatı ödenmişse, bu tutar AB sınır vergisinden düşülür" diyor. Ülkemizde İklim Kanunu, Temmuz 2025'te yürürlüğe girdi. Ancak Kanun'un geçici maddeleri, Emisyon Ticaret Sistemi'ni şimdilik bir "pilot dönem" uygulamasına bırakıyor. İşletmelerin sera gazı emisyon izni alma zorunluluğu 2028'e, hatta uzatılması hâlinde 2030'a kadar ertelendi. Pilot dönemde idari para cezaları da yüzde seksen oranında indirimli uygulanacak. Dolayısıyla, şu an için Türk sanayicisinin AB'ye karşı "Ben zaten karbon bedeli ödedim, mahsup et" diyebileceği fiili bir ödeme bulunmamaktadır; en azından 2028’e kadar böyle bir mahsuplaşma pratikte yok diyebiliriz.
Sonuç olarak, sözleşmelerinizdeki sorumluluk maddelerini ve karbon beyanlarınızı şimdiden gözden geçirmenizi öneririm.