Kadim bir Türk atasözüdür. “Ne oldum değil ne olacağım demeli insan. Bir bakarsın Gül’sün, bir de bakarsın KÜL’sün.” Evet geçen hafta Venezuela’da yaşananlar sanki tüm Dünya için “şimdi ne olacak, sırada ne var” endişesi ile düşündüren önemli bir işaret.
1962 yılında doğan Nicolás Maduro Moros, 19 Nisan 2013'ten beri Venezuela Devlet Başkanı olarak görev yapan Venezuelalı siyasetçi ve eski sendika lideri.
İş hayatına otobüs şoförü olarak başlamış. Sendika lideri olmuş. Derken 2000'de Ulusal Meclis'e seçilmiş. Hugo Chavez döneminde 2005 2006 arası Ulusal Meclis Başkanı, 2006 2012 arası Dışişleri Bakanı ve 2012'den 2013'e kadar Devlet Başkanı Yardımcısı olarak görev yapmış. Chavez'in 5 Mart 2013'teki ölümünün ardından geçici başkanlık, 14 Nisan 2013'te yapılan özel seçimde de Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi adayı olarak %50,62 oranında oy alarak devlet başkanı seçilmiş. 2015'ten bu yana, iktidar partisinin yasama organı üzerinden sağladığı yetkilerle ülkeyi büyük ölçüde kararnamelerle yönetiyordu. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ancak halkı sefaleti yaşıyor, geçim sıkıntısı içinde.
Venezuela'daki kıtlıklar, ekonomik kriz, yaşam standartlarındaki düşüş, 2014'te ülke genelinde günlük protestolara, muhalefetin bastırılmasına ve Maduro'nun popülaritesinin gerilemesine yol açıyor. 2015 ve sonrası Venezuela’nın iç işleridir diyebileceğimiz pek çok kriz ve karmaşık siyasi gelişmelerle dolu. Ancak Maduro bu karmaşa içinde, tartışılan yöntemlerle de olsa konumunu koruyor ve en son 10 Ocak 2025'te üçüncü dönemine yemin ediyor.
Maduro 24 Kasım 2025'te ABD tarafından yabancı terör örgütü üyesi olarak ilan edildi ve 3 Ocak 2026'da Venezuela'ya ABD'nin saldırısıyla Maduro ve eşi, ABD askerleri tarafından yakalandı. Maduro'nun Brooklyn'de bulunan Metropolitan Gözaltı Merkezi'ne nakledildiği, burada tutuklu halde kaldığı. kısa bir süre sonra Manhattan'daki bir mahkemede hâkim karşısına çıkarılıp yargılanacağı söyleniyor.
Bu olay “Uluslararası hukukun sonu manasına mı gelmekte?” sorusunu gündeme getirdi. Acaba ABD kendisini Dünya polisi mi ilan etti. Artık ABD, bağımsız bir Devlet Başkanını, beğenmez ise gidip tutuklamaya mı kalkacak? Ülkelerin iç işlerine müdahale edip, varlıklarına el mi koymaya kalkacak? ABD başkanı Trump’ın 5 ülkeyi daha tehdit ettiği konusunda medyada haberler yer aldı. Bu ülkeler Küba, Meksika, Kolombiya, Grönland ve İran. Bu ülkelere de operasyon yapar mı, listeye yeni ülkeler girer mi bilinmez ancak önümüzdeki günler tüm Dünya için kaynayan bir kazana dönebilir endişesine gebe.
ABD’nin en büyük gazetesi The New York Times’ın, 23 Aralık’ta Trump yönetimi tarafından Venezuela devlet başkanı Nicolas Madura’ya Türkiye’ye gitmesinin teklif edildiğinin yazıldığı iddiası sosyal medyada yer aldı. İddiaya göre ret kararının ardından operasyon için düğmeye basıldığı açıklanmış.
Bu arada sayın Trump şöyle demiş. “Küba çok başarısız bir ülke. Halkı zorluklar içerisinde.” Anlaşılan Küba halkı için üzülüyor.
Yaşananların bir kez daha kanıtladığı bir gerçek var. Dünyanın son 450 yılını şekillendiren İngiliz siyasetinin özünü, önceliklerini ve davranış şeklini anlatan en anlamlı sözler, 1784 ile 1865 yılları arasında İngiltere Başbakanı olan Lord Palmerston tarafından söylenmiş. "İngiltere’nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır." Bana göre milletler arası ilişkilere dair söylenmiş en dürüst ve istisnasız sözdür.
Şimdi neler olacak, bekleyip göreceğiz. Pek çok ülke BM’e gidecek konunun tartışılmasını isteyecek ve alınacak sonuca göre stratejilerini belirleyecektir. Ancak sanki bu olayın bir milat olduğu duygusunu atamıyorum. Umarım Dünya bu krizi de atlatmayı başarır.