Duyguların delicesine oradan oraya koştuğu, her an farklı bir gündemle hangisi nasıl olmalı düşüncesi içinde depremi yeniden hatırladığımız, bu arada geçim standartlarının her gün yeni bir atlama yaptığı, gerçek gündemimiz ekonomi mi, adalet mi, deprem mi, geçim mi, diye düşünüp, aslında hepsi bizim, hiçbirinden vazgeçemem hissiyatıyla acı acı gülümsemeye çalışırken, yetmezmiş gibi bir de savaş çıktı başımıza. Yine de beterin beteri var deyip katlanmaya, geçen kayıp günlerde yaşama dair bir umut aramaya çalışıyoruz. Listenin en başına da cehaleti ve eğitim sistemindeki yeni arayışları koymalı, en son katledilen öğretmenimizi unutmamalıyız. Çünkü yaşanan akıl almaz ucubelerin kaynağı eğitim sisteminin genleriyle oynanmasından besleniyor.

Bu aralar ise, her gün haberlerde füze trafiğini izlerken, emeklilerin bayram ikramiyeleri meselesi ile motorine yapılacak devasa zam gündemin ilk sıralarını meşgul ediyor. Belkide bu iki konu birbirleriyle bağlantılıdır. Hani giderleri gelirlerle karşılama hesabı. İkiside vatandaşın cebinden çıkacak ama olsun. Neticede hükümet elbette emekli vatandaşlar için en iyisini yapmak isteyecektir. Önümüzdeki bayram Kurban bayramı olsaydı gene bir parça sesler azalırdı ama ramazan bayramı. Şimdi bütün ramazan, siyasilerin verdiği iftar yemeklerinin menüleri televizyonlarda gösterildi. Hükümet istemez mi emekli de bari bayramda biraz et yesin. Hani menüdeki gibi dana bonfile, antrikot falan yesin. İster tabi ama kaynak meselesi. Faize giden paradan nefes almak kolay mı? Onca köprü, otoyol cepten para çıkmadan yapıldı ya. E vatandaş taahhüt kadar geçmez ise ne oluyor, nereden çıkacak bu dolarlar. Çaresiz tabii ilave ödeme dolar bazında hazineden yapılıyor. Aynı tavuk yumurta misali. Motorin fiyatı arttıkça enflasyon artıyor, fiyatlar şişiyor, Ödemeler artıyor, vatandaşa verecek para kalmıyor.

Aslında Türkiye’de konuşulacak mevzu çok. Türk Vatandaşlarına vize vermemek için bahaneler üreten Avrupa’yı, Amerika’yı mı, KKTC’yi tanımalarını beklerken Kıbrıs Rum kesimine elçilik açan Türk cumhuriyetleri mi, Akdeniz doğal gazındaki haklarımızı, rolümüzü mü, Suriye konusunu mu, göçmenlerimi, Gazze’yi mi, Ege’deki adalarımızı mı, Hatay’ı mı, DEM partisinin İmralı ve Ankara ziyaretlerini, amaçları, niyetleri mi, yada Milli eğitimde her gün cüretini biraz daha arttıran gelişmeleri mi konuşmalıyız.

Hepsi çözüme muhtaç ancak zaman lazım elbette. Onca zaman geride kaldı da geldiğimiz nokta da kalanları soralım falan demeyin. Bakın deprem olduğunda, sayın bakan bir gün sonra konuşmadı mı? Her zaman olduğu gibi, “Kaderdir. Hep beraber, bir arada bu işi çözeceğiz inşallah” demedi mi? Daha önce de aynısını demişti ama bu kere sihirli kelime “hep beraber” di ve defalarca vurguladı sayın bakan. Belediyeler bile dedi. O kadara kadar hep beraber. Olacak inşallah. Hepsi olacak. Yeter ki adalet olsun, hak hukuk olsun. Herkese eşit ve herkes için aynı olsun.

Bu arada otel yangınları çok gündeme gelmişse de bu aralar büyük orman yangınları olmadı çok şükür ancak yaz geliyor. Acaba kaç yangın uçağımız oldu. Sayın orman bakanımız bir ara konuşabilir mi, yangınlar başlamadan.

En önemlisi de her gün başka birilerini tehdit eden sayın Trump elbette. Bu aralar etrafımızdan ayrılmıyor. Böyle giderse ülkeler Amerikan gazetelerine “bizde petrol yoktur” yazan yada benzeri ilanlar verirse şaşırmayalım.