Değişik cevaplar verilebilir. Şaşırtıcı olmaz. Çünkü karakterler ile statüleri, ihtiyaçlar, beklentiler farklı. Ayrıca son yıllarda neredeyse bildiğimizi sandığımız pek çok meselenin cevapları da siyasetçi profili ve bakışı da değişti. En aykırı cevapların dahi doğal sayılabildiği ve en doğru düşünenin bile tereddüde düşebildiği günler yaşıyoruz. Ancak aslında cevap tek. Siyaset, insanın refahı ve mutluluğu, yani insan için yapılmalıdır ki bu bütün diğer düşünceleri kapsar.
Eskilerin siyasetçisi, partisine bakmadan vatandaş memnuniyeti peşinde çaba harcamayı görev bilirdi diye hatırlıyorum. Ki bu doğru ve kıymetli idi. Verilmek zorunda kalınan sözlerin arkasında durmak o günde kolay iş değildi ama bu duruma düşenler rahatsızlık duyar, vatandaşa açıklama yapmaya çalışır, bir anlamda güven kaybetmeme çabasına girerdi. Görebildiğimiz kadar ile şimdilerde bu çabalar büyük oranda kayboldu ne yazık ki. Nedense birlik beraberlik kıymetlendikçe tersi yaşanır oldu.
Televizyonlarda her akşam mafya dizileri. İç içe geçmiş iki ailenin geçinemediği, fedailerin, silahlı korumaların kol gezdiği, neredeyse biri öksürünce silahların çekildiği, herkesin belinde silahla gezdiği ve cinayetlerin fütursuzca işlendiği, arkasının sorulmadığı, polisin jandarmanın nadiren gözüktüğü senaryolarla çekilmiş diziler. Sonuç ise beyinleri yıkanmış gençlerin okullarda yarattığı korkunç vahşet, günahsız çocukların cenazeleri. Aileler için dayanılmaz acılar,
Günümüz siyasetçisinin bakışı ise özeleştiriden uzak. Elbette çocuklarımızın eğitiminden önce aileleri, sonra okulları ve öğretmenleri sorumlu. Ancak henüz soruşturması dahi başlamamış iken olayın bireysel bir terör olayı olduğunu söylemek nedir bilmem ama çözüm değil. Okullarımızda bırakın bir kapı görevlisini, güvenliği, temizlik malzemesi eksikken, 10 gün ara ile iki farklı şehirde ve farklı okulda benzer şekilde işlenen cinayetlerin böyle açıklanması mümkün olmaz. Eğitimin aileden başlayan ve düzeltmekle sorumlu makamlara dayanan acil sorunlarını görmek gerekiyor.
Elbette siyasetin eğitim gibi aksayan farklı konuları da var. Önemli bir diğeri geçim sıkıntısı. Özellikle işçi ve Emekliye hak ettiğini verememekten doğan ve giderek büyüyen problemler. Bunlar toplumu zorlarken bir milletvekili çıkıp emeklilerin çok uzun yaşamasından şikayetçi oluyor. Ne demek lazım bilemiyorum. Herhalde sayın vekil emeklinin talebinin, yıllarca yatırdığı prim ve getirisi olduğunu unuttu. Siyasetçinin harcadığı ise bizzat milletin parası. Emekli hakkı olandan başka bir talep içinde değil. Kaldı ki bir gün mutlaka ölecek sayın vekilim her kul gibi.
Siyaset insanın mutluluğu ve refahı için olmalıdır. Bunu görmeyip “hayır benim mutluluğum için var” diye düşünmekte serbest elbette. Tarihte pek çok örneği var. Tekne batarken arka güvertede olanlar yükseldiklerini zannedermiş derler.
Neticede hayat kısa. Bir bakalım. Cumhuriyet’in ilanı 29 Ekim 1923. 103 yıl geçmiş. Her 5 yılda bir milletvekili seçimleri yapıyoruz. O halde bugün 17. Hükümetle yönetiliyor olmamız gerekiyordu. Halbuki bugünkü hükümet 67’nci cumhuriyet hükümeti. Aradaki elli hükümet nerede şimdi. Bakanlar, milletvekilleri nerede. Bir kısmı vefat etmiştir herhalde, Allah rahmet eylesin, Kalanlara Allah sağlık versin. Peki, neredeler, ne yapıyorlar dersiniz. Bilindiği gibi onlarda emekli maaşı alıyor. Hemde vatandaşın aldığının yaklaşık 15 katı. Allah uzun ömür versin diyelim. Sevilen, hizmeti unutulmayanlar hariç hatırlanan kaç kişi var.