Günümüzde şehirlerin yaşam kalitesinin en önemli göstergelerinden biri kişi başına düşen yeşil alan miktarı. Parklar ve ağaçlık alanlar yalnızca görsellik ve dinlenme yeri unsurları değil; şehirlerin iklimini ve hava kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlar.
Bursa bir zamanlar "Yeşil" sıfatıyla adlandırılan, havasıyla doğasıyla şifa dağıtan bir kentti. Bugün de Türkiye’nin en önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri hâline geldi. Organize sanayi bölgelerinin sayısındaki artış, konut alanlarının genişlemesi ve nüfusun büyümesi şehrin ekonomik gücünü artırırken, Bursa’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı yaklaşık 6–8 metrekare seviyesinde kaldı. İstanbul’da bu oran 5–7 metrekare bandında. Bu rakamlar, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği minimum 9 metrekare standardının altında.
Dünyanın önemli gelişmiş şehirlerine baktığımızda: New York’ta yaklaşık 25 m2, Münih’te 28 m2, Londra’da 30 m2, Paris’te 14 m2, Roma’da 30 m2, Sydney’de ise 40 m2 civarında kişi başına düşen yeşil alan var.
Ağaçlık park alanlarının önemli etkileri var. Şehir sıcaklığını düşürüyor, nem dengesini iyileştiriyor ve hava kalitesini artırıyor. Buna karşılık yoğun sanayi ve yapılaşma arttıkça, özellikle Bursa gibi ova ve çanak yapıya sahip şehirlerde hava dolaşımı zorlaşıyor ve ısı adası etkisi güçleniyor.
Kentsel ısı adası etkisi; yoğun betonlaşma, asfalt yüzeyler ve sanayi nedeniyle şehir merkezlerinin çevredeki kırsal alanlara göre birkaç derece daha sıcak hâle gelmesine deniyor. Ağaç ve doğal toprak yüzeylerin azalması, güneşten gelen ısının gün boyunca beton ve asfalt tarafından emilmesine, gece ise tekrar ortama yayılmasına yol açıyor. Böylece şehirler adeta ısıyı tutan birer depo hâline geliyor. Kışın da karın yerde kalma süresinin kısalmasına ve rüzgârsız günlerde kirli havanın şehir üzerinde bir örtü gibi kalmasına neden olabiliyor.
Dünyadaki örnekler, güçlü sanayi ile yaşanabilir şehir arasında bir tercih yapmak zorunda olmadığımızı gösteriyor. Önemli olan sanayideki yeşil dönüşümü bir yandan başarıp, bir yandan da nefes alabilen şehirler planlayabilmek. Bu yüzden sanayinin etkisini, boydan boya uzanan geniş yeşil koridorlarla, büyük bölge parklarıyla dengelemeliyiz.
Sadece büyük parklar değil, mahalle arasındaki küçük cep parkları, okul bahçelerinin yeşil vahalar olarak tasarlanması, bina önü bahçelerinin teşviki, yağmur sularının doğal yollarla toprağa sızmasını sağlayan geçirgen yüzeyler ve drenaj sistemleri gibi altyapı çözümleri de önemli tedbirler.
Konuyla ilgili dünyadan bir örnek olarak, Londra’da yeni yapılacak büyük projelerde belirli bir yeşil oran tutturulmadan ruhsat verilmemesi hedefleniyor.
Kentimizin “Yeşil” kimliğini bir nostalji olmaktan çıkarıp geri kazanmak için yeşil alanları şehir planlamasının merkezine yerleştiren uzun vadeli bir vizyonu hayata geçirmek zorundayız.
Sağlıkla kalın.