
Yeni yılın ilk günü gazetelere göz attığımda, “AB’de sınırda karbon vergisi” başlıklı bir haber dikkatimi çekti.
Gündemin yoğunluğu içinde karbon ayak izi meselesini bir süredir geri planda bırakmıştık.
Avrupa Birliği, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla demir, çelik, alüminyum ve çimento gibi karbon salınımı yüksek sanayi ürünlerine yönelik Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (CBAM) fiilen uygulamaya başladı. Bu mekanizma ile AB’ye ithalattan kaynaklanan emisyonların 2030 yılına kadar %55 oranında azaltılması hedefleniyor. CBAM, artık yavaş yavaş değil, doğrudan hayatımıza girmeye başlıyor.
Türkiye açısından konu son derece önemlidir. Bir yandan Avrupa Birliği’ne yönelik taahhütlerimiz bulunmakta, diğer yandan ihracatımızın yaklaşık %40’ı AB ülkelerine yapılmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu uygulamanın ülkemize neler getirip neler götüreceğini maddeler halinde değerlendirmek istiyorum:
1.Temel amaç, karbon kaçağını önlemek ve rekabette eşitliği sağlamaktır.
2.Uygulama, Türkiye açısından ciddi bir risk barındırmaktadır.
3.Firmaların gelişmiş karbon ölçüm, kayıt ve doğrulama altyapılarını acilen kurmaları gerekmektedir.
4.İhracatçıların omuzlarına eklenecek maliyetlerin azaltılabilmesi için devlet, bilim kurumları ve sanayicilerin birlikte hareket etmesi zorunludur.
5.Enerji verimliliği ve emisyon azaltım çalışmalarının bir gider değil, uzun vadede gelir kalemi olduğu anlayışının sanayiciye doğru şekilde aktarılması gerekmektedir.
6.İhracat yapan sanayicilerin CBAM’in ne olduğu, amacı, kapsamı ve danışmanlık firmalarıyla nasıl çalışılması gerektiği konusunda hızlı ve doğru bilgiye erişebilmesi büyük önem taşımaktadır.
7.İhracatçıların karbon vergisinin neler getireceğini ve neler götüreceğini net biçimde bilmesi gerekmektedir.
8.Özellikle demir, çelik, alüminyum ve çimento sektörlerinde faaliyet gösteren üretici ve ihracatçıların emisyonlarını azaltmak için hangi adımları atmaları gerektiği, kamuoyuna doğru ve anlaşılır şekilde anlatılmalıdır.
9.Çin ve Hindistan’ın Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki itirazlarının, Türkiye’yi doğrudan bağlamadığının iyi anlaşılması gerektiğini hatırlatmak isterim.
10.Karbon ayak izi uygulamasının, gelişmiş ve çevreye duyarlı ülkelerin rekabette eşitlik arayışının bir sonucu olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
11.Karbon ayak izine duyarlı, çevreci, enerji ve sürdürülebilir üretim hedefleri olan şirketlerin, küresel ölçekte önemli rekabet avantajları yakalayabileceği unutulmamalıdır.
Son olarak şunu belirtmek isterim:
Ben bir bilim insanı, akademisyen ya da politikacı değilim. Konuyu; bir sanayici, üretici ve ihracatçı gözüyle değerlendirmeye çalıştım.
Bu nedenle teknik ya da usule ilişkin hatalarım olduysa, anlayışla karşılanmasını rica ederim.