Uzun yıllar boyunca küreselleşmeyi; sınırların kalktığı, tedarik zincirlerinin ucuzladığı, üretimin Doğu’ya kaydığı ve dünyanın tek bir pazar haline geldiği bir dönem olarak tanımladık. Ancak artık bu hikâye geride kaldı. Bugün içinde bulunduğumuz dönemi “Globalizasyon 2.0” olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır.
Globalizasyon 2.0; hızdan çok dayanıklılığı, ucuzluktan çok güveni, merkezileşmeden çok bölgesel gücü önceleyen yeni bir küresel düzeni ifade ediyor. Pandemi, iklim krizi, jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılmaları bize şunu net bir şekilde gösterdi: Dünyanın her yerinden üretmek mümkün ama her yerden güvenle üretmek mümkün değil.
Bu yeni dönemde şirketler yalnızca maliyet avantajına bakmıyor; Tedarik zincirinin güvenilirliği, üretim sürekliliği, karbon ayak izi, dijital altyapı, insan kaynağının niteliği gibi kriterleri birlikte değerlendiriyor. İşte tam da bu noktada Globalizasyon 2.0, ülkeler ve şehirler için yeni bir rekabet alanı yaratıyor.
Türkiye bu yeni oyunda aslında önemli bir avantaja sahip olacak. Coğrafi konumu, güçlü sanayi altyapısı ve esnek üretim kabiliyeti ile “yakın tedarik” (nearshoring) ve “dost ülkelerle üretim” (friendshoring) trendlerinin doğal adaylarından biri. Ancak avantajlı olmak tek başına yeterli değil; bu avantajı doğru stratejiyle desteklemek gerekiyor.
Özellikle Bursa gibi sanayi şehirleri için Globalizasyon 2.0; sadece daha fazla üretmek değil, daha akıllı, daha yeşil ve daha nitelikli üretmek anlamına geliyor. Dijital dönüşüm, yapay zekâ destekli üretim sistemleri ve sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, rekabet şartı. Aynı şekilde insan kaynağı da bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Teknik bilgi kadar problem çözme, iş birliği ve çok disiplinli düşünme becerileri öne çıkıyor.
Bu yeni dönemin belki de en kritik başlığı “insan”. Globalizasyon 2.0, teknolojiyle insanı karşı karşıya getiren değil; birlikte çalıştıran bir model sunuyor. Kadınların, gençlerin ve farklı disiplinlerin iş gücüne daha aktif katılımı, bu modelin sürdürülebilirliği açısından hayati önemde. Bugün küresel rekabet artık yalnızca ülkeler arasında değil; şehirler, ekosistemler ve hatta kurum kültürleri arasında yaşanıyor. Globalizasyon 2.0’a uyum sağlayabilenler, yalnızca bugünü değil, yarını da kazanacak.
Özetle; dünya yeniden şekilleniyor. Bu yeni oyunda sadece izleyen mi olacağız, yoksa kuralları doğru okuyup oyunun parçası mı olacağız?