2025 yılının son günü...

Sabah yürüyüşündeyiz. Kar serpiştiriyor.

Bugün ayağımız tutuyor, yürüyebiliyoruz çok şükür. Birazdan sıcak evimize girer, demlice bir çay eşliğinde kahvaltı ederiz. Hayat, bugünlük, bu kadar basit ve bu kadar kıymetli.

Uyandığımda içimde bir şarkı çalıyordu: Ferdi Özbeğen’den “O Günler”.

Spor kıyafetlerimi giyerken, istemsizce eşlik ettim. Bazı şarkılar vardır; insanın içine değil, geçmişine çalar.

Ayakkabılarımızı giyip dışarı çıktığımızda bu kez başka bir şarkı başladı:

Nazan Öncel’den “Gidelim Buralardan”.

Nakarata gelince durdum. Yürürken hem düşündüm hem konuştum:

“Gidelim buralardan” demek ne zor, ne büyük bir çaresizliği anlatır.

İnsan bu sözü örf baskısından, aşktan, kıtlıktan, savaştan, doğal afetten, ekonomik zorluklardan, siyasi baskılardan yılınca söyler. Daha doğrusu, şartlar söyletir.

Kaçmak ister insan. Kurtulmak. Yeni bir hayat kurmak.

Bu, hayatta kalma dürtüsüdür.

Bu söz en çok da kadının ağzından çıkar.

Ana ya da ana adayının. Çünkü o bu ortama çocuk doğurmak istemez, doğurduysa analık içgüdüsüyle güvende büyütmek ister.

Bazen bir aile söyler bunu, bazen koskoca bir topluluk. Ve bu sözü söyleyen, mutlaka gidecek bir yerin varlığını da bilir. Çünkü o yer, yaşanılan yerden daha iyidir. Artık yaşam alanı kalmamıştır. Göç kaçınılmazdır.

Allah kimseye “gidelim buralardan” dedirtmesin.

Kimsenin kulağı bu sözü duymasın.

Ailemiz ve vatanımız son kalemizdir.

Ailemiz bizim yârimiz, vatanımız bizim yârimizdir.

O yüzden ikisinin de kıymetini bilelim.

Bu, iyi bir dinleyiciye yaptığım bir monologdu.

Şimdi, yılın bu son gününü, bu düşünceyle yazdığım bir şiirle bitiriyorum.

Hepinize güzel, mutlu, sağlıklı yıllar diliyorum.

Esen kalın. (Bursa – 31/12/2025)

YERYÜZÜNDE, YAR YÜZÜNDEN

Bu akşam gidilecek bir yer yok!

Pazara gidilebilir aslında.

Tazecik semiz alınır,

Soğuk yoğurda yolunur

Ve sarımsak…

Zeytinyağlısı da olur,

Çentme soğanlı.

İkiye de bölünür;

Azıcık öyle, birazcık böyle.

Bu akşam gidilecek bir yer yok!

Gidilse, batıya doğru gidilir,

Kafaya geçirip kutuyu.

Rastgele durulur

Gündöndünün tarlasında…

Onun bir çiçek olduğu hatırlanır.

Ama gidilecek yer yok!

Olsa, kelebekler sayılır,

İstersen yakalanır,

Koleksiyonu bile yapılır,

Hatta biri çağırılır göstermeye.

Gidilecek yer olsa, gelecek de olur.

Hayret, hâlâ bakıyorlar

Gidilecek yer var mı diye.

Ama bu akşam gidilecek bir yer yok!

Dün akşam tilkiyle baykuşun

Sesini karıştırdım.

Yıllar evvel fesleğeni

Anasona alıştırdım.

Yıllar geçti üstünden,

Ihlamurla karıştırdım.

O zaman Selçuk sağdı,

Gidilecek çok yer vardı.

Bu akşam gidilecek yer çok da,

Gidilecek bir tek yer yok!

Sıcaktan değil;

Olmadı su dökerim kafama,

Yürür giderim

Gidilecek yer olsa.

Pamuk helva, pamuk helvaaaa!

Yandım gülüm keten helva.

Orhan Veli’nin yolculuk niyetinde

Olmaması gibi değil benimkisi.

Niyetle ilgisi yok.

Sahiden gidilecek hiçbir yer yok!

Bir “sen” olsaydı bir yerde,

Gitmemek ne güzel olurdu.

Durmak öylece,

Seninle olunan yerde,

Yeryüzünde.

Bu akşam.

Gidilecek bir yer.

Yok!

Yar yüzünden…

(Yeryüzü – 06/07/2019)