Geçen hafta eski çağlardan bugüne çimento ve onun atası olan bağlayıcı yapı malzemelerinin tarihi gelişiminden bahsetmiştim. Bu hafta da çimentonun modern çağdaki gelişimini paylaşacağım.
Küresel CO2 salımlarındaki yeriyle de gündemde olan çimento sektörü, üretim biçimini daha verimli ve dengeli hâle getirecek çözümler üzerinde son yıllarda yoğun biçimde çalışıyor.
Uzun yıllar çimento üretiminin merkezinde klinker vardı. Ancak bugün klinker artık tek başına değil. Çelik üretimi sırasında ortaya çıkan ve eskiden atık kabul edilen cüruf, bugün öğütülerek çimentoya katılıyor ve yüksek performans sağlıyor. Benzer şekilde, termik santrallerden çıkan uçucu kül, ayrıca doğal puzzolan (tras taşı) ve mermer artıkları çimentonun bir bileşeni hâline gelmiş durumda. Böylece hem doğal kaynak kullanımı azalıyor hem de atıklar ekonomiye kazandırılıyor.
Dikkat çekici gelişmelerden biri, kil teknolojisi. Doğal kil, özel fırınlarda yaklaşık 800 derecede işlenerek, klinkerin bir kısmının yerini alabilecek nitelikte bir malzemeye dönüştürülüyor. Kilin dünyanın her yerinde bol bulunması ve daha düşük sıcaklıkta işlenebilmesi, bu teknolojiyi son derece cazip kılıyor.
Bu gelişmeler sayesinde çimentodaki klinker oranı, geçmişte yüzde 90’ların üzerindeyken, bugün bazı ürünlerde yüzde 50–60 seviyelerine kadar düşebiliyor. Daha az hammadde, daha az enerji ve daha verimli bir süreç mümkün hâle geliyor.
Çimento fabrikalarının fırınlarında kullanılan enerji kaynakları da çeşitleniyor. Kömür ve doğalgazın yanında, atık lastikler, orman ürünleri artıkları, tarımsal artıklar ve evsel atıklardan elde edilen yakıtlar kullanılabiliyor. Bazı tesislerde enerjinin yarısından fazlası bu alternatif kaynaklardan sağlanıyor.
Bir başka önemli başlık, çimento üretimi sırasında açığa çıkan karbondioksitin yakalanarak yeniden kullanılması. Bazı pilot uygulamalarda, bu gaz betona bağlanarak atmosfere salınmadan yapı malzemesinin içinde tutulabiliyor. Maliyeti nedeniyle henüz yaygın olmasa da büyük bir potansiyel taşıyor.
Malzeme tarafında ise nano teknolojiler öne çıkıyor. Grafen gibi nano katkılar, betonun mukavemetini artırırken su geçirimsizliğini ve dayanıklılığını da yükseltiyor. Bu sayede daha ince, daha hafif ama daha güçlü yapılar mümkün oluyor. Özellikle deprem riski yüksek ülkeler için bu gelişmeler hayati önem taşıyor. Bu teknoloji de üretim maliyetinden dolayı henüz yaygın değil.
Daha ileri bir aşamada, bazı bilim insanları bakteriler kullanarak, neredeyse oda sıcaklığında hiç fırın kullanmadan çimento üretmenin yollarını araştırıyor. Henüz laboratuvar ölçeğinde olan bu çalışmalar, gelecekte üretim anlayışını kökten değiştirebilecek nitelikte.
Dünyada inşaat sektörü var oldukça; çimento, önemini korumaya devam edecektir. Alternatif bir ürün ekonomik olarak üretilebilir görülmemektedir.
Çimento sektöründeki dönüşüm elbette bir gecede gerçekleşmeyecek. Yeni teknolojiler önümüzdeki on yıllarda mevcut yatırımlarla birlikte ilerleyerek sektörün yönünü belirleyecek.
Sağlıkla kalın.