Bu toprakların bir garip hali var…

Asırlar öncesinden seslenir bize Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Harabi…

Öyle bir sesleniştir ki bu; sanki dizeleri dün yazılmış gibidir. Arıdır, durudur, tertemizdir.

Daha dün doğmuş, beş yaşındaki bir çocuğun bile kalbine dokunur.

İşte gerçek kültürel miras budur.

Zamana yenilmeyen, zamana yenik düşmeyen söz…

Geçen hafta Rıfat Ilgaz’la yattım, Rıfat Ilgaz’la kalktım.

Nilüfer Belediyesi 2025 yılı yazarı olarak seçtiği Rıfat Ilgaz’ı anmak ve anlamak için birçok çalışma yürüttü.

12-13 Aralık’ta da bu çalışmaların finali olan; Nilüfer Kütüphane ile Minteks Sanat ve Majör Yayınları iş birliğiyle hazırlanan “Çocukluktan Sınıfa, Sınıf’tan Hayata Rıfat Ilgaz Sempozyumu” vardı.

Bir hafta boyunca bir öğretmenin, bir yazarın, bir vicdanın izini sürdük.

Rıfat Ilgaz bir öğretmendi.

Cumhuriyetin genç öğretmenlerinden…

Ama sıradan bir öğretmen değildi.

Sınıfa sadece ders anlatmak için girmeyen, memleketi de anlatanlardandı

Hababam Sınıfı…

Gülerek okuduk, gülerek izledik; ama aslında içimiz acıya acıya güldük.

Çünkü o satırların, o kahkahaların ardında eğitim sistemi vardı, memleket vardı, insan vardı.

Rıfat Ilgaz, Anadolu coğrafyasının yetiştirdiği nadir insanlardandı.

Onlar ustadan ustaya ilham almışlardı.

Ve sonra o ilhamı bize miras bıraktılar.

Bu yüzden ölümsüzler…

Bu yüzden zamansızlar…

Pir Sultan Abdal nasıl hâlâ konuşuyorsa,

Rıfat Ilgaz da bugün hâlâ konuşuyor.

Şimdi size, Rıfat Ilgaz’ın zamansızlığını kanıtlayan bir şiirini sunacağım.

Okuduğunuzda bana hak vereceksiniz.

Sempozyum sonrası izlenimlerimi ise bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Yeni yazıda görüşmek üzere…

KÖRÜZ BİZ

Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan

Tan yerinden söken umut ışığı

Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim

Aydınlıklar sizin olsun körüz biz

Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara

Göremeyiz ateş böceklerini biz körüz

Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda

Bir bulut ne zamandır üstümüzde

Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında

Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz

Dolanır ayaklarımıza boğum boğum

Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır

Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz

Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner

Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden

Yeni körler peydahlarız uyur uyanır

Ayak altında eziledursun karınca sürüleri

Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel

Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi

Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı

Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan

Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta

Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana

Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan

Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil

Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk

Tetikte kendi parmağımız yabancının değil

Rıfat ILGAZ (1968)

Karakılçık adlı şiir kitabından 1969

Bütün Şiirleri 1927-1991 (Çınar Yayınları)