Geçen hafta bu köşede fiziksel yapay zekâyı konuşmuştuk. Yapay zekânın artık yalnızca ekranların arkasında çalışan, sorularımıza cevap veren bir teknoloji olmaktan çıktığını; robotlar, makineler, sensörler ve otonom sistemler aracılığıyla fiziksel dünyaya adım attığını anlatmıştık.

Bu hafta bir adım daha ileri gidelim.Geleceğin fabrikasında ışıklar kapandığında, mühendis de fabrikadan çıkmış mı olacak? Bugün üretim dünyasında “lights-out manufacturing”, yani karanlık fabrika kavramı giderek daha fazla karşımıza çıkıyor. İsmi biraz bilim kurgu filmi gibi gelse de mantığı oldukça basit: Robotların ve otonom sistemlerin üretimi gerçekleştirebildiği bir fabrikada, insanların sürekli üretim alanında bulunmasına ve dolayısıyla bazı bölümlerde aydınlatmaya bile ihtiyaç kalmıyor. Ama bana göre burada yanlış bir soruya takılıp kalıyoruz: “Fabrikalar insansız mı olacak?” Asıl sormamız gereken soru şu: İnsan fabrikadan çıktığında mühendislik nereye gidecek?

Sanayi devrimlerinin tarihine baktığımızda aslında benzer bir dönüşümü defalarca yaşadık. Önce insanın kas gücünü makinelere devrettik. Sonra tekrarlayan işleri otomasyona bıraktık. Bilgisayarlarla hesaplama gücümüzü artırdık. Endüstri 4.0 ile makineleri birbirine bağladık. Şimdi ise çok daha kritik bir eşiğin önündeyiz. Yapay zekâ ile birlikte makineler yalnızca verilen komutları yerine getirmiyor; veriyi analiz ediyor, çevresini algılıyor, seçenekleri değerlendiriyor ve belirli sınırlar içerisinde karar verebiliyor. Üstelik yapay zekâ ajanlarının üretim sistemlerine girmesiyle yeni bir dönem başlıyor.

Bir üretim hattında farklı yapay zekâ ajanlarının kalite verilerini takip ettiğini, bakım ihtiyacını öngördüğünü, enerji tüketimini optimize ettiğini, üretim planını güncellediğini ve gerektiğinde diğer sistemlerle iletişim kurarak aksiyon aldığını düşünün. Bu noktada fabrikadaki insan sayısı azalabilir. Ama mühendislik ihtiyacı azalır mı? Bence tam tersine. Çünkü artık robotu çalıştıran değil, robotların oluşturduğu sistemi tasarlayan mühendise ihtiyacımız olacak. Makineyi kullanan değil, makinenin hangi veriye göre karar vereceğini belirleyen mühendise… Üretim hattındaki problemi çözen kadar, problemin oluşacağını daha ortaya çıkmadan öngörebilen sistemleri geliştiren mühendise..Dolayısıyla yeni nesil fabrikalarda mühendislik de yeniden tanımlanacak.

Robotik, yapay zekâ, veri mühendisliği, dijital ikizler, sensör teknolojileri, siber güvenlik ve sistem entegrasyonu artık birbirinden bağımsız uzmanlık alanları olmaktan çıkıp üretimin ortak dili haline geliyor. Belki de geleceğin en değerli mühendisleri yalnızca kendi disiplinini çok iyi bilenler değil; farklı teknolojileri bir sistem olarak görebilenler olacak, “mühendislik zekâsı” kavramının giderek daha önemli hale geldiğini düşünüyorum. Çünkü yapay zekânın hesaplama gücü arttıkça insanın değeri azalmak zorunda değil. Tam tersine; doğru problemi tanımlamak, sistemler arasındaki ilişkiyi görmek, sorgulamak, etik sınırları belirlemek, yaratıcı çözümler geliştirmek ve teknolojiyi insan için anlamlı hale getirmek çok daha değerli olacak.

Bursa; otomotivden makineye, tekstilden metal sanayisine kadar Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Dolayısıyla fiziksel yapay zekâ, otonom üretim ve karanlık fabrikalar bizim için uzak bir gelecek senaryosu değil. Önümüzde duran gerçek bir rekabet meselesi. Burada kritik soru şu: Bu teknolojileri satın alan mı olacağız, yoksa geliştiren mi?

Eğer yalnızca robotları, yapay zekâ sistemlerini ve üretim teknolojilerini satın alırsak teknoloji kullanıcısı olacağızımı artık biliyoruz. Entegre edersek iyi bir uygulayıcı oluruz, Teknolojiyi tasarlamalı, geliştirmeli ve dünyaya satarak teknoloji üreten bir ülke olmalıyız.

Bu nedenle bugün genç mühendislerimizi yalnızca mevcut fabrikalarda çalışmaya değil, geleceğin fabrikalarını tasarlamaya hazırlamamız gerekiyor. Üniversite-sanayi iş birliklerini, yapay zekâ ve robotik eğitimlerini, disiplinler arası mühendisliği ve yerli teknoloji geliştirme kapasitemizi tam da bu perspektifle yeniden düşünmeliyiz.

Çünkü önümüzdeki yıllarda fabrikaların içinde gerçekten daha az insan görebiliriz. Işıkların hiç yanmadığı üretim hatlarımız bile olabilir. Ama o karanlık fabrikanın arkasında; sistemi tasarlayan, algoritmayı geliştiren, dijital ikizi kuran, güvenliğini sağlayan, veriyi anlamlandıran ve bütün sistemi yöneten çok büyük bir mühendislik zekâsı olmak zorunda. Bu yüzden ben önümüzdeki dönüşümün adını “insansız üretim” koymak istemiyorum. Bu dönüşümün adı yeni nesil mühendislik. Gerçek yarış, fabrikalarda kaç insan kalacağı üzerine değil; geleceğin fabrikalarını kimin tasarlayacağı üzerine olacak.