Aynı masada, farklı sektörlerden, farklı pozisyonlarda insanlarla oturduğumda sohbet dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:
“Bu dönem zor, biraz küçülüyoruz.”
Bu cümle artık kimseyi şaşırtmıyor. Ekonomi yavaşlıyor, bazı sektörler daralıyor, şirketler temkinli. Anlaşılır. Ama bu temkinin kime nasıl yansıdığına baktığımızda tablo pek değişmiyor. İşe alımlar duruyor. Stajlar öteleniyor. Yeni mezunlar “biraz daha beklesin” deniyor. Hele ki İK’cıların ezberletilmiş cümlesi “Mart’tan sonra piyasalar açılır” umut satıyor. Esnek çalışmaya ihtiyaç duyan kadınlara kapılar sessizce kapanıyor.
Aslında rakamları uzun uzun saymaya gerek yok. Hepimiz günlük hayatta görüyoruz. Üniversiteyi bitirmiş, hevesli ama kapı kapı dolaşmaktan yorulmuş gençleri. Çalışmak isteyen ama çocuk, ev işlerinin yüküyle ve zaman baskısıyla sistemin dışına itilen kadınları. Ekonomi daraldığında adalet eşit dağılmıyor; gençler ve kadınlar hep ön safta.
Bu hafta ayrıntılarını araştırdığım dikkat çeken bir adım var: Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Projesi. Bu Proje, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İŞKUR’un ortak yürüttüğü bir proje. Kâğıt üzerinde bakıldığında, “Gençler daha fazla oyalanmasın, üretimin içine girsin” diyen nadir girişimlerden biri. Stajdan ilk işe, mesleki eğitimden NEET gençlere kadar geniş bir çerçevesi var. En azından şunu kabul ediyor: Gençler işsiz değil, sistem dışında.
Bu önemli bir zihniyet farkı. Çünkü yıllardır gençlere şunu söylüyoruz: “Deneyim kazan.” Ama deneyimi kazanacak alanı açmıyoruz. GÜÇ’ün en değerli tarafı, özellikle ilk işe girişte işverenin riskini azaltmaya çalışması. Ücret ve prim desteği gibi araçlarla “genç çalıştırmak pahalı” bahanesini zayıflatıyor. Doğru uygulanırsa, bu yaklaşım gençler için gerçek bir nefes alanı yaratabilir. Sadece gençlere değil aslında işverene de az da olsa can suyu oluyor. Toplamda 3 yılda 3 milyon genç için istihdam sağlamak gibi iddialı hedefler konulmuş ve program için yaklaşık 445 milyar TL kaynak ayrılmış durumda.
Bu arada ekonomi daralırken sadece gençleri konuşmak yetmez. Kadınları unutmamak gerekir. Oysa daralma dönemlerinde kadınların işten kopması, sadece bireysel bir kayıp değil. Hane gelirleri düşüyor, iç talep daha da zayıflıyor, durgunluk derinleşiyor. Yani kadın istihdamı, sanıldığı gibi “sosyal bir başlık” değil; doğrudan ekonomik bir kaldıraç.
Şunu net söyleyelim: Daralan sektörlerden çıkan gençleri ve kadınları, büyüyen alanlara taşıyacak köprüler kurulmadıkça bu projeler tek başına yeterli olmaz. Eğitim var ama yönlendirme zayıf. Teşvik var ama süreklilik tartışmalı. Şirketler kısa vadeli maliyet hesabı yaparken, uzun vadede en pahalı şeyi riske atıyor: insan kaynağını.
“Şartlar düzelince bakarız” cümlesi en tehlikelisi. Çünkü bugün üretimden kopan genç, yarın geri dönmeyebilir. Bugün işten ayrılan kadın, yeniden sisteme girmekte çok daha zorlanır. Ekonomi toparlandığında bu kez başka bir sorunla karşılaşırız: İş var ama çalışacak insan yok.
Türkiye genç bir ülke. Kadınlar çalışmak istiyor. GÜÇ gibi projeler doğru yönde atılmış adımlar. Ama gerçek etki, bu yaklaşımın kriz dönemlerinde bile istihdamı koruyan, geçişleri yöneten, kadınları ve gençleri sistemin merkezinde tutan bir refleks hâline gelmesiyle ortaya çıkar.
Ekonomi daralabilir. Döngüler böyledir. Ama daralmanın bedelini hep aynı kesimlerin ödemesi kader değil. Bu bir tercih. Ve her tercih, geleceğin iş gücünü bugünden şekillendiriyor.