Son birkaç yıldır yapay zekâyı ekranların içinde tanıdık. Sorular sorduk, metinler yazdırdık, görseller ürettik, analizler yaptırdık. Yapay zekâ gördü, okudu, konuştu ve giderek daha iyi düşündü. Şimdi ise yeni bir eşikteyiz. Yapay zekâ ekrandan çıkıyor.
Önümüzdeki dönemin en önemli teknoloji kavramlarından biri Physical AI – Fiziksel Yapay Zekâ olacak. Peki nedir Physical AI? En basit ifadeyle; yapay zekânın fiziksel dünyayı algılaması, anlaması, fizik kurallarını dikkate alarak karar vermesi ve sonunda harekete geçmesi demek.
Yani artık sadece “bilen” makinelerden değil; gören, duyan, dokunan, öğrenen ve öğrendiğini fiziksel dünyada uygulayan makinelerden söz ediyoruz. Bir robotun önündeki parçayı tanıması yapay zekâdır. O parçayı nasıl tutacağını, ne kadar kuvvet uygulaması gerektiğini, elinden kaydığında ne yapacağını anlayıp hareketini anlık olarak değiştirmesi ise bizi Physical AI dünyasına götürür. Geçtiğimiz günlerde bu dönüşümün ne kadar hızlandığını gösteren önemli bir gelişme yaşandı. Alman robotik şirketi NEURA Robotics, 14 Ekim’de Neuron AI adını verdiği Physical AI temel modelini tanıttı. Sistem 3D görüntü, dokunma, ses, robotun kendi fiziksel durumu ve dili hafızayla birlikte işleyebiliyor. Robot böylece yalnızca gördüğüne değil; dokunduğuna, duyduğuna ve daha önce yaptığına göre de hareket edebiliyor.
Aslında insana biraz daha yaklaşan bir öğrenme biçiminden söz ediyoruz. Bir vidayı sıkarken yalnızca gözümüze güvenmeyiz. Elimizdeki direnci hissederiz. Bir parçanın yerine oturduğunu bazen görmeden, çıkardığı sesten anlarız. Şimdi makineler de benzer biçimde öğrenmeye başlıyor. Üstelik gelişmeler bununla sınırlı değil.
Çinli Hesai bu hafta robotların gerçek dünyayı üç boyutlu olarak algılamasına yardımcı olacak yeni bir uzamsal algılama sistemi tanıttı. Çünkü robotik dünyasının önemli darboğazlarından biri artık yalnızca işlem gücü değil, fiziksel dünyaya ilişkin kaliteli veri.
NVIDIA ise uzun süredir robotik, otonom araçlar, simülasyon ve dijital ikiz teknolojilerini aynı Physical AI ekosistemi altında birleştiriyor. Almanya’nın da NVIDIA ile sanayide Physical AI kullanımını geliştirmeye yönelik yeni bir iş birliğine hazırlandığı açıklandı.
Bence asıl dikkat etmemiz gereken nokta burada. Çünkü Physical AI yalnızca yeni nesil insansı robotlar anlamına gelmiyor. Fabrikaların dönüşümü anlamına geliyor. Üretim hatlarını, lojistiği, depoları, otomobilleri, tarımı, sağlık teknolojilerini ve hatta günlük yaşamımızı fiziksel olarak etkileyebilecek yeni bir yapay zekâ döneminden söz ediyoruz.
Bugünkü endüstriyel robotların önemli bölümü önceden tanımlanmış hareketleri son derece hassas biçimde tekrar ediyor. Yarınki robotlardan ise sadece tekrar etmelerini değil; ortamı anlamalarını, beklenmedik durumlara uyum sağlamalarını ve yeni işleri öğrenmelerini bekleyeceğiz.
Belki de üretimde bundan sonraki en önemli performans göstergelerinden biri robotun ne kadar hızlı hareket ettiği değil, yeni bir işi ne kadar hızlı öğrenebildiği olacak. NEURA bunun için çok anlamlı bir kavram kullanıyor: “Time-to-Skill.” Yani bir makineye yeni bir beceriyi kazandırmak için gereken süre. Bu kavramın sanayi açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü üretimde rekabet avantajı gelecekte yalnızca otomasyon seviyesinden değil, sistemlerin öğrenme ve uyum sağlama hızından da gelecek.
Tam da bu nedenle Physical AI meselesini yalnızca teknoloji şirketlerine veya robot üreticilerine bırakmamalıyız. Bu aynı zamanda büyük bir mühendislik dönüşümü. Makine mühendisliği, elektronik, yazılım, mekatronik, malzeme, üretim, kalite ve endüstri mühendisliği giderek daha fazla yapay zekâ ile iç içe geçecek.
Üretken yapay zekâ bize makinelerin ne kadar iyi konuşabileceğini gösterdi. Physical AI ise çok daha büyük bir sorunun cevabını arıyor:
Makineler ne kadar iyi çalışabilecek? Sanırım yapay zekâ devriminin ikinci perdesi tam da burada başlıyor. İlkinde makinelere düşünmeyi öğrettik. Şimdi sıra, öğrendiklerini gerçek dünyada uygulamalarında.