Değerli Okurlar,

İş ve sosyal hayatın temposuna rağmen kitap okumaya çalışıyorum, dijital medyadan da bazı kitapların içinden özetlenmiş alıntılara da göz atıyorum. Bu hafta size; üzerinde düşünmeye değer, belki de sizde değişiklikler yaratabileceğini düşündüğüm birkaç kitabın alıntılarını paylaşıyorum.

Gün Olur Asra Bedel / Cengiz Aytmatov

Düşünmek, insanın kendisi ve çevresiyle yüzleşmesini sağlayan bir süreçtir. Bu süreç rahatlatıcı değil, çoğu zaman zor ve acı vericidir. İnsan, kendi eylemlerini, ihmal ettiklerini ve sorumluluklarını fark ettikçe bu farkındalıkla yaşamak zorunda kalır. Bu, yalnızca bireysel bir deneyim de değildir; insanın topluma, doğaya ve hayata karşı olan sorumluluklarını da görünür kılar. Ne kadar çok düşünürsek, o kadar çok farkına varırız; bu farkındalık bazen ağır bir yük gibi gelir. Ancak bu yük, aynı zamanda insanın kendi seçimlerini ve davranışlarını sorgulamasını ve daha bilinçli adımlar atmasını sağlar. Düşünmek, kolay bir eylem olmasa da insanın hem kendisini hem de dünyayı anlaması için vazgeçilmez bir yoldur.

Dünya’nın Merkezine Yolculuk / Jules Verne

“İnsanın kalbi attıkça, her zaman bir şans vardır!”

Bazen yolların bir bir kapandığına, imkanların tükendiğine ve her şey için artık çok geç kalındığına inanırız. Zihnimize yerleşen bu ümitsizlik fısıltısı, adımlarımızı ağırlaştırır ve geleceğe dair tüm renkleri soldurur.

Hayat, planlarımızı bozan, hayallerimizi erteleten ve bizi beklenmedik dönemeçlere sokan bir yolculuktur. Tam da “artık bitti” dediğimiz anlarda, en umulmadık kapılar aralanabilir. İşte o kapının aralanma ihtimalini canlı tutan şey, aldığımız nefestir. Kalbimizin her bir atışı, hayatın hâlâ devam ettiğinin ve yeni bir başlangıç ihtimalinin en güçlü kanıtıdır.

Bu yüzden; ne zaman umutsuzluğun gölgesi üzerinize düşse, durun ve elinizi kalbinize koyun. O ritmi hissedin. Çünkü o atış size şunu fısıldar: “Hâlâ bir şansın var.” Devam etmek, yeniden başlamak, sabretmek ya da farklı bir yol denemek için bir şans...

Unutmayın, hayat her atışta önünüze yeni bir ihtimal serer. Yeter ki siz o ihtimali görecek ve deneyecek cesareti kendinizde bulun.

Sevme Sanatı / Erich Fromm

Gerçek sevginin dört temel unsura dayandığını açıklar:

1. Özen: Sevgi her şeyden önce bir özen gösterme eylemidir. Sevilen kişinin ihtiyaçlarını fark etmek ve bu ihtiyaçlara karşı duyarlı olmak sevginin temelidir. Bu, sadece fiziksel anlamda değil, duygusal ve ruhsal anlamda da geçerlidir.

2. Sorumluluk: Sevdiğimiz kişinin ihtiyaçlarını karşılamak için bir gönüllülük ve isteklilik hali anlamına gelir. Sevgi dolu bir sorumluluk, sevilen kişinin ihtiyaçlarına duyarlı olmayı ve bu ihtiyaçları önemsemeyi içerir.

3. Saygı: Saygı, sevginin en derin boyutlarından biridir. Saygının sevilen kişinin bireyselliğine, özgürlüğüne ve potansiyeline duyulan derin bir anlayış ve kabuldür. Gerçek sevgi, sevdiğimiz kişiyi kontrol etmeye çalışmayı değil, onun kendini gerçekleştirmesine olanak sağlamayı içerir.

4. Bilgi: Sevdiğimiz kişiyi gerçekten tanımak, onun isteklerini, korkularını, hayallerini ve acılarını anlamak için bir çaba göstermeliyiz. Bu bilgi, yüzeysel değil, derin bir anlayışı ifade eder. Bilgi olmadan sevgi sadece bir yanılsamadan ibarettir. Sevgi, bir başkasını bütün varlığıyla görme ve anlama cesaretini gerektirir.

Özetle: sevginin bir duygu olmanın ötesinde, bir sorumluluk, bir bağlılık ve sürekli bir emek olduğunu savunur. Bu dört temel unsur bir araya geldiğinde, sevgi yalnızca bir kişinin değil, insanın toplumsal, ahlaki ve ruhsal gelişiminin anahtarı haline gelir.

Sizleri bu düşünce, tespit ve önerilerle baş başa bırakıyorum…

Saygılarımla