Amerika’da yayınlanan bir hayvancılık raporuna göre Türkiye, canlı hayvan ithalatında dünyada ikinci sırada. Raporda, Türkiye’nin 2026 yılında 450 bin baş sığır ve 70 bin ton kırmızı et ithalatı yapacağı, ihracatın ise sıfır olacağı, bilgisine yer verildi. Türkiye’nin sığır varlığının 2026 yılında %4 düşerek 14,5 milyon başa gerileyeceği belirtilerek bu düşüşün yüksek kesim oluşumuna, yüksek üretim maliyetlerine ve düşük karlılığa neden olacağı, açıklanıyor.
Bizim sorumlu birimlerimiz ise, sürekli olarak yerli üretimi öne çekerken, desteklerken, canlı hayvan ithalatındaki açığı kapatmaya çalışmaktadır. Ancak girdilerin yüksek maliyeti ve yem hammaddelerinin %60’ının ithal edilmesi nedeniyle sorunun büyüdüğü, açıklanmaktadır. 2025 yılında artan sığır eti talebi, verimsiz süt ineği üretimi ve Haziran 2025’te şap hastalığı ilişkili çok sayıda kesim nedeniyle düşük doğum oranları sonucunda sığır sayısı %4 düşerek 14,5 milyon büyük baş hayvana gerilediğini doğrulamıştır. Aslında 2010 yılından bu yana canlı hayvan ithalatı yoluyla hayvan varlığımızı artırmak ve sığır eti fiyatlarını kontrol altında tutmak için büyük çaba gösterilmektedir.
Son birkaç yılda kesime gönderilen hayvan sayısındaki hızlı artışın, özellikle süt üretiminde karlılık sorunları nedeniyle damızlık hayvanların kesime gönderildiğinin açıklandığı raporda, girdi maliyetlerinin çiğ süt fiyatlarının üstüne çıktığı vurgulandı. Uzmanlar damızlık hayvan kesiminin sektörün sürdürülebilirliği için büyük risk oluşturduğunu ve karlılık sorunlarının ele alınması gerektiğini vurguluyor. Hayvancılık yapan çiftçiler, yem, su, gübre, işçilik, elektrik ve yakıt gibi girdi fiyatlarındaki artışlar nedeniyle artan üretim maliyetleriyle mücadeleye devam ediyorlar. Sektör temsilcileri, yem fiyatlarındaki artış oranının çiğ süt üretim maliyetlerini aştığını beyan ediyorlar. Türkiye’de 13,1 milyon hektar mera alanı bulunmaktadır ve yapılan araştırmalara göre meraların ortalama ot verimi hektar başına 700 kg iken Avrupa meralarında bu rakam 5,8 tondur.
Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin 2026’da sığır ithalatının 450 bin baş seviyesinde olacağı, açıklamaktadır. İthal edilecek bu hayvanların çoğunluğu sığır eti üretimi için besi sığırı olacak. Ancak öngörülen hayvan sayısındaki daralmayı dengelemek için hem özel, hem devlet çiftlikleri için damızlık hayvan ithaline de izin verilecektir.
Hayvan varlığımız üzerindeki bu verileri okudukça gözümün önünde canlanan, sizlere de önceki yazılarımda paylaştığım Hollanda ve İspanya’dan iki örneği, belki yetkililerin de ilgisini çeker umuduyla tekrar hatırlatacağım. Her iki ülkede de, tarımda olduğu gibi, hayvan besicileri de genelde kooperatif çatısı altında hayvancılık yapıyorlar.
İlk örnek Hollanda’dan, bir hayvancılık kooperatifinin doğal çayırda düzenlediği otlatma şeklini, çayıra bırakılan hayvanların 3 besin gereksinimi, ot/tuz/su, şöyle bir düzende hayvanlara sunulduğunu, görmüştüm. Çayırın bir ucunda su hendeğinden suyunu içen hayvan çayırda otlamaya devam ediyor, otlama bandının öbür ucuna geldiği zaman ihtiyaç duyduğu tuzu hendekten emiyor. Su ve tuz hendeğinin arasındaki mesafe, yapılan gözlemlerle bulunan, en az enerji sarfı, en fazla et ve süt kazanımını sağlıyor.
Diğer örneğim İspanya’daki bir süt hayvanı kooperatifinden. Kooperatif Başkanı beni evine götürmüştü, evin çift kanat ahşap kapısı vardı, kanatlardan birine süt bidonu monte edilmişti, İçerde başkanın hanımı 12 adet ineklerini sağıyor ve sütü kapıdaki bidona pompalıyordu. Kooperatifin 500 üyesi varmış, her üyenin 10/12 ineği ve yem tarlası varmış, ürettikleri yemi kooperatifin yem şirketine satıp bedelini alıyor, hayvanlarının ihtiyaç duyduğu yemi de şirketten bedelini ödeyerek alıyorlar. Ürettikleri sütü kooperatifin süt ürünleri şirketine satıyorlar, yine bedelini alıyorlar. Kendileri her iki şirketin de ortağı, yılsonu şirketlerin yıllık muhasebesi yapıldığında elde edilen karın hisselerine düşen miktarına da sahip oluyorlar.
2025 yılında 17,7milyon büyükbaş hayvana sahip idik ama 450bin baş sığır da ithal ettik. Acaba diyorum yukarda anlattığım, hayvancılıkta Hollanda ve İspanya modeli kooperatifçiliği yaygınlaştırsak, üretimimizi artırabilir miyiz? Tarım ve Orman Bakanlığımız yetkilileri bu verdiğim örnekleri ve benzerlerini gidip yerinde inceleyip bizde de, hayvancılığın yoğun olduğu köylerimizde üreticileri benzer kooperatif çatısı altında toplayıp, üretimi bu düzende devam ettirerek hayvan sayımızı artırabilirler mi?
Uygulanacak örneklerde başarılı olunursa, sistemi tüm büyükbaş hayvan üretim alanlarına yayarak Türkiye’yi de hayvan ithal eden değil, hayvan ihraç eden ülkeler arasına sokmak mümkün olur mu ve de et fiyatları vatandaşın cebini yakmaz seviyeye düşer mi, ne dersiniz???