Kollektif şirketlerde (TTK m.197), komandit şirketlerde (TTK m.267) ve limited şirketlerde (TTK m.551) paydaşlar arasındaki ortaklık ilişkisinin bozulması durumunda, haklı sebeplerle bir ortağın şirketten çıkarılması mümkündür.

Anonim şirketlerde ise, genel kural olarak haklı sebeplerle bir ortağın şirketten çıkarılması mümkün değildir. Konuya ilişkin Yargıtay içtihadı aynen şöyledir; “Davanın konusunu teşkil eden anonim şirketlerde ise, haklı sebeplerle ortaklıktan ihraç imkanı tanınmamış, şirketin bir sermaye şirketi olması niteliği dikkate alınarak, TTK’ nun 407. Maddesinde sadece sermaye koyma borcunu belli bir prosedür içerisinde ve süresinde yerine getirmeyen paydaşın sahip olduğu hisse senetlerinin iptaline imkan tanınmış bulunmaktadır. Yukarıda değinilen ihraçla ilgili olarğk diğer şirketler bakımından ayrıntılı düzenlemeler dikkate alındığında, kanun koyucunun anonim şirketler bakımından yapılan kişisel ilişkilerden kaynaklanan haklı sebebe dayalı ihraç imkanı tanınmamasının bilinçli bir düzenleme olduğu ve bir yasa boşluğunun bulunmadığının kabulü gerekir. Kaldı ki, dava konusu olayda anonim şirketin anasözleşmesinde dahi bu konuda özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum karşısında uyuşmazlığın M.K.’nun 2. Maddesi çerçevesinde çözümlenmesi de mümkün görülmemiştir. Böyle bir durumda haklı sebeple de olsa diğer ortaklarla çalışması mümkün hale gelmeyen ortağın yapabileceği şey, payını başkasına devretmek veya TTK’ nun 434/2. Maddesi hükmü koşulları gerçekleştiği taktirde şirketin fesih ve tasfiyesini istemekten ibarettir.”[1]

Ancak, TTK’nın 208. maddesinde, şirketler topluluğuna ilişkin olan hakim şirketin bazı yasal koşulların mevcudiyeti halinde azınlık paylarını satın alma hakkına ilişkin bir istisna düzenlemeye yer verilmiştir.[2]

Azınlık pay sahiplerinin istemi üzerine, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, haklı sebeplerin varlığı söz konusu ise, şirketin feshine karar verilebilir (TTK m.531/1). Ancak azınlık pay sahipleri açısından şirket ilişkisine devam etmenin imkansız hale gelmesi her zaman şirketin feshedilmesini haklı göstermez. Anonim şirkette azınlık dışında da çeşitli menfaat sahipleri vardır. Bu nedenle fesih müessesesinden önce, daha hafif sonuçları olan ortaklıktan çıkarma müessesesine de yer verilmiştir.[3]

Çalışmalarınızda başarı, ailenizle birlikte esenlik ve mutluluklar diler, yeni yılınızı kutlar, en içten saygılarımızı sunarız.

Jur. Dr. Mevci Ergün


[1] Yargıtay 11. H.D., 11.02.2005, E.2004/14158 ve K.2005/1072 (Drl., Şenocak, K.:Yargıtay Kararları, BATİDER, Haziran 2005, C.XXIII, S.1, s.223 – 225)

[2] İstisna gerekçeyi açıklayan yargısal görüş için bkz., Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2/12/2019 tarih, E/K. 2019/915 - 2019/7720 içtihat metni özeti; İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafça, TTK›nın 208. maddesinde belirtilen hallerde, azınlık pay sahiplerinin şirket ortaklığından çıkarılabileceği ileri sürülmüş ise de TTK›nın 208. maddesinin «şirketler topluluğu» için getirilmiş hüküm olduğundan, somut olaya uygulanma imkanının bulunmadığı, şahıs unsuru önem kazanan limited şirketlerde haklı nedenle mahkeme kararı ile ortaklıktan çıkarılma ile ilgili ayrıca düzenleme yapıldığı (TTK.m.640/3), fakat anonim şirketlerde bu yönde bir düzenleme yapılmadığını, bu nedenle kanun koyucunun sermaye unsuru daha ön planda olan anonim şirketlerde pay sahipliğinin haklı nedenle sona erdirilmesi yönünde iradesinin bulunmadığını kabul etmek gerektiği, TTK’nın 208. maddesinde düzenlenen ve haklı nedenlerin bulunması halinde hakim şirkete azınlığın haklarını satın alma hakkı veren düzenlemenin, anonim şirketlerde?hakllı nedenle ortaklıktan? çıkarma talebine kanuni dayanak yapılamayacak gerekçesiyle davanın reddine kararı verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf mahkemesince idda, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın, davalının eylemleriyle ortaklık ilişkisini sürdürülemez hale getirdiğini ileri sürerek davalının ortaklıktan çıkarılmasını TTK’nın 358 ve 393. maddelerini yasal dayanak gösterek talep ettiğini, ancak kanun maddelerinde şirket ortağının, haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına dair bir düzenleme bulunmadığını, yine iddiada dayanılan TTK’nın 208. maddesinin, şirketler topluluğuna ilişkin bir düzenleme olup, hakim şirketin bazı yasal koşulların mevcudiyeti halinde azınlık paylarını satın alma hakkını düzenlediğinden kanun maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, sonuç olarak, ileri sürülen haklı sebep ne olursa olsun, anonim şirketin, ortağının ortaklıktan çıkarılmasını talep hakkı bulunmadığı, sadece fesih ve tasfiye davalarına ilişkin 531.maddede, fesih yerine çıkarma kararı verme imkanı tanındığını ama bu maddeninde somut olaya uygulanmasının söz konusu olmadığından, HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine kararı vermiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”(karararama.yargıtay.gov.tr

[3] Ergün, M.: Anonim Şinketler Hukuku, Ankara 2021, s.95