Bursa’nın güçlü üretim altyapısı, yapay zekâ ve dijital dönüşümle birlikte yeni bir ekonomik büyüme alanının kapısını aralıyor. Kentte faaliyet gösteren bilişim ve teknoloji sektörü temsilcileri, Bursa’nın otomotiv, makine, tekstil, metal, gıda ve diğer üretim alanlarında sahip olduğu deneyimin teknoloji şirketleri açısından önemli bir uygulama ve ürün geliştirme ortamı sunduğuna dikkat çekiyor.

Sektör temsilcilerine göre Bursa’nın önündeki temel hedef, yalnızca teknolojiyi kullanan bir sanayi kenti olmaktan çıkarak teknolojiyi geliştiren, ürünleştiren ve ihraç eden bir yapıya dönüşmek. Sanayinin her gün karşı karşıya kaldığı üretim, kalite, enerji, bakım, planlama, lojistik ve verimlilik sorunlarının yerel yazılım ve teknoloji şirketleri için önemli fırsatlar barındırdığı belirtiliyor. Bursa sanayisinin bu sorunlara yönelik geliştirdiği çözümlerin daha sonra Türkiye ve dünya pazarlarına taşınabileceği ifade ediliyor.

Yapay zekâ ise bu dönüşümün en önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının otomasyon, ERP, veri analitiği, robotik sistemler, görüntü işleme ve kestirimci bakım gibi alanlarda önemli yatırımlar yaptığı, KOBİ’lerde ise dijital dönüşüm seviyesinin daha farklı aşamalarda bulunduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre yapay zekâ yatırımlarının başarılı olabilmesi için şirketlerin öncelikle veri altyapılarını güçlendirmesi, süreçlerini ölçülebilir hale getirmesi ve dönüşümü şirket stratejisinin parçası olarak ele alması gerekiyor.

Sektör temsilcileri ayrıca yazılım ve teknoloji ihracatının Bursa ekonomisi açısından yüksek katma değerli yeni bir büyüme alanı oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Ancak bunun için firmaların yalnızca teknik yetkinliklerini değil; markalaşma, uluslararası satış, yabancı dil, hedef pazar bilgisi ve satış sonrası destek kapasitelerini de geliştirmeleri gerektiği belirtiliyor. Bursa’nın mevcut sanayi ihracat tecrübesinin teknoloji firmaları için önemli bir avantaj sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ rekabeti yeniden şekillendiriyor

Yapay zekânın üretim süreçlerinde kalite kontrol, bakım, üretim planlama, enerji yönetimi, veri analizi ve karar destek sistemlerinde kullanımının giderek artması bekleniyor. Sektör temsilcilerine göre yapay zekâ, çalışanların tamamen yerini almaktan çok iş yapış biçimlerini değiştirecek; tekrar eden görevlerin otomasyonu artarken veri analizi, yapay zekâ yönetimi, siber güvenlik ve süreç optimizasyonu gibi alanlarda yeni uzmanlıklar öne çıkacak.

Yerel teknolojiye daha fazla alan açılmalı

Bursa’daki bilişim firmalarının sanayinin ihtiyaç duyduğu birçok çözümü geliştirebilecek kapasitede olduğu belirtilirken, yerel şirketlerin büyük dönüşüm projelerine daha fazla dahil edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Sanayi ile bilişim sektörü arasındaki bağın güçlenmesinin hem daha hızlı ve uygun maliyetli çözümler sağlayacağı hem de Bursa’da geliştirilen teknolojilerin ihracat potansiyelini artıracağı ifade ediliyor.

İdris Doğrul

BİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı

Yapay zekâ doğru yerde konumlandırılmalı

Bursa’nın bilişim açısından en büyük avantajı, aslında klasik anlamda bir “teknoloji kenti” olmamasından geliyor. Çünkü burada teknolojiye ihtiyaç duyan çok büyük ve gerçek bir üretim ekonomisi var. Otomotivden makineye, tekstilden gıdaya, lojistikten savunma ve havacılık tedarik zincirine kadar binlerce işletme her gün verimlilik, kalite, enerji, planlama, bakım, tedarik ve ihracat problemi çözüyor. Yazılım ve yapay zekâ için bundan daha güçlü bir uygulama laboratuvarı düşünmek zor.

Bursa 2025 boyunca Türkiye’nin en yüksek ihracat yapan ilk beş ili arasında yer aldı; 2026 Haziran ayında da 1,862 milyar dolarlık aylık ihracatla dördüncü sıradaydı. Bu bize şunu söylüyor: Bursa’nın dünya pazarına çıkan güçlü bir üretim kası zaten var. Şimdi yapılması gereken, bu üretim kasının yanına yazılımı, veriyi, yapay zekâyı, siber güvenliği ve endüstriyel otomasyonu daha güçlü biçimde eklemek.

Ben Bursa’nın bilişim potansiyelini henüz tam değerlendirdiğini düşünmüyorum. Nitelikli firmalarımız, teknopark altyapımız, üniversitelerimiz, Model Fabrika gibi uygulama merkezlerimiz ve güçlü sanayi kuruluşlarımız var. Fakat bunları aynı değer zincirinin parçaları hâline getirmekte daha gidecek yolumuz bulunuyor. Sorunumuz potansiyel eksikliği değil; sanayideki ihtiyacı yerel teknoloji şirketleri için ölçeklenebilir ürüne, referansa ve ihracata yeterince hızlı çevirememek.

Bursa’yı İstanbul’un ya da Ankara’nın küçük bir kopyası yapmaya çalışmamalıyız. Bursa’nın teknoloji kimliği “endüstriyel teknoloji” üzerinden yükselmelidir: üretim yazılımları, yapay zekâ destekli kalite ve bakım sistemleri, dijital ikiz, otomasyon, görüntü işleme, enerji yönetimi, endüstriyel siber güvenlik ve tedarik zinciri teknolojileri. Bursa’nın doğal uzmanlaşması burada.

Bursa’nın yeni kimliği, ileri üretim ile dijital teknolojinin aynı şehirde birbirini beslediği bir yapı olmalı. Teknoloji, sanayinin alternatifi değil; sanayinin katma değer çarpanıdır.

Bursa’da iki farklı hız görüyorum. Büyük ve kurumsal sanayi şirketlerinde veri toplama, otomasyon, görüntü işleme, kestirimci bakım, ileri planlama ve enerji yönetimi gibi alanlarda ciddi bir birikim var. Bazı şirketler artık yapay zekâyı “deneme projesi” olmaktan çıkarıp üretim süreçlerine entegre etmeye başladı. Buna karşılık KOBİ tarafında tablo daha parçalı; dijitalleşme çoğu zaman ERP kurmak, birkaç makineden veri toplamak veya belirli bir süreci otomatikleştirmek düzeyinde kalabiliyor.

Yapay zekâyı doğru yerde konumlandırmak da çok önemli. Sanayide değer üreten yapay zekâ; sadece metin yazan bir sohbet robotu değildir. Kamera görüntüsünden hata yakalayan kalite sistemi, arıza oluşmadan bakım zamanı öneren model, enerji tüketimini optimize eden algoritma, üretim planını talebe göre yeniden düzenleyen karar destek sistemi veya teknik dokümantasyonu hızlandıran mühendislik asistanı da yapay zekâdır.

Bursa’da Bursa Model Fabrika gibi uygulamalı dönüşüm altyapılarının bulunması önemli bir avantaj. Fakat dönüşüm hızını artırmak için “teknoloji satın alma” yaklaşımından “ölçülebilir iş problemi çözme” yaklaşımına geçmeliyiz. Her firmaya önce hangi veriye sahip olduğunu, hangi süreçte kayıp yaşadığını ve yatırımın geri dönüşünü nasıl ölçeceğini sormalıyız. Yapay zekâ projesi ancak bundan sonra başlamalı.

Yapay zekâ, yazılım sektörünü dışarıdan etkileyen bir araç değil; sektörün üretim modelini içeriden yeniden kuran bir teknoloji. Kod yazma, test üretme, dokümantasyon, hata ayıklama, prototipleme ve kullanıcı desteği gibi birçok işte ciddi hız kazanımı sağlıyor. Bu da bir yazılım firmasının aynı ekiple daha fazla çıktı üretmesini mümkün kılıyor. Fakat aynı zamanda müşteri beklentisini yükseltiyor ve “sadece kod yazabilen” şirketler üzerindeki fiyat baskısını artırıyor.

Tuncer Hatunoğlu

İletişim Yazılım YKB

Bilişim alanında güçlü altyapıya sahibiz

Bursa’nın bilişim alanındaki en büyük avantajı, çok güçlü bir sanayi altyapısına sahip olması. Otomotiv, makine, tekstil, metal gibi sektörlerde yıllar içerisinde oluşmuş önemli bir üretim, mühendislik ve yönetim deneyimimiz var. Bu birikim, bilişim sektörü için de son derece değerli bir uygulama ve geliştirme alanı oluşturuyor. Bursa’nın yalnızca teknolojiyi kullanan bir sanayi kenti olmasının ötesine geçebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Üretim gücümüzü teknoloji geliştirme kabiliyetimizle birleştirmemiz gerekiyor. Bunun için sanayi kuruluşları, yazılım ve teknoloji şirketleri, üniversiteler ve kamu arasındaki iş birliğini daha da güçlendirmeliyiz. Sanayinin gerçek problemlerinden hareket ederek Bursa’da teknoloji geliştirebilir, burada başarıya ulaşan çözümleri daha sonra Türkiye’ye ve uluslararası pazarlara taşıyabiliriz. Dolayısıyla potansiyelimiz oldukça yüksek. Ancak Bursa'nın bilişimde hak ettiği noktada olduğunu henüz söyleyemeyiz. Bundan sonraki hedefimiz, güçlü sanayi altyapımızın çevresinde aynı ölçüde güçlü bir teknoloji ekosistemi oluşturmak olmalı.

Bursa’nın güçlü bir teknoloji kenti kimliği kazanabileceğine inanıyorum. Çünkü önümüzdeki dönemde sanayi ile teknolojiyi zaten birbirinden ayrı düşünmek mümkün olmayacak. Üretimin geleceğinde makine ve fiziksel altyapı kadar veri, yazılım, otomasyon ve yapay zekâ da belirleyici olacak. Fabrikaların rekabet gücü yalnızca ne kadar ürettikleriyle değil; üretimi ne kadar verimli yönettikleri, süreçlerini ne kadar iyi optimize ettikleri ve ürettikleri veriyi ne ölçüde değere dönüştürebildikleriyle belirlenecek. Bu nedenle bilişim sektörünün Bursa ekonomisindeki ağırlığının artmasını bekliyorum. Ancak hedefimiz yalnızca bilişim sektörünün ekonomik payını büyütmek olmamalı. Daha büyük hedef, Bursa’nın sanayi gücünü teknoloji geliştirme gücüyle birleştirmesi olmalı. Bunu başarabilirsek Bursa'yı yalnızca güçlü bir sanayi kenti olarak değil, üretim teknolojilerinin geliştirildiği ve dünyaya ihraç edildiği bir teknoloji merkezi olarak da konumlandırabiliriz.

Bursa sanayisi dijital dönüşüm konusunda önemli bir mesafe aldı. Üretim verilerinin toplanması, otomasyon, IoT, üretim yönetim sistemleri ve analitik çözümler konusunda başarılı uygulamalar görüyoruz. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Dijital dönüşüm, teknoloji yatırımı yapmakla tamamlanan bir süreç değildir. Uzun yıllardır bu alanda gördüğümüz temel sorunlardan biri, mevcut süreçleri iyileştirmeden doğrudan dijitalleştirmeye çalışmak. Verimsiz veya gereğinden fazla karmaşık bir süreci olduğu gibi dijital ortama taşıdığınızda, problemi ortadan kaldırmış olmuyorsunuz; sadece dijitalleştirmiş oluyorsunuz. Bu nedenle önce süreçleri anlamamız, yalınlaştırmamız ve standartlaştırmamız, ardından teknolojiyi devreye almamız gerekiyor. Aynı durum yapay zekâ için de geçerli. Yapay zekâdan gerçek anlamda değer elde edebilmek için güvenilir veriye, doğru tasarlanmış süreçlere ve sağlıklı bir yönetişim yapısına ihtiyaç var. Bursa’nın bu dönüşüm için ciddi bir sanayi ve mühendislik birikimi bulunuyor. Bundan sonraki aşamada teknoloji yatırımlarından, teknoloji ve yapay zekânın şirket stratejisinin bir parçası haline geldiği daha bütüncül bir dönüşüm anlayışına geçmemiz gerekiyor.

Yapay zekâ, yazılım sektöründe yalnızca yeni ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmayacak; yazılımın geliştirilme biçimini, yazılım şirketlerinin organizasyonlarını ve müşteriye sundukları değeri de önemli ölçüde değiştirecek. Kod geliştirme, test, dokümantasyon ve destek gibi birçok süreçte yapay zekâ yazılım şirketlerinin verimliliğini artıracak. Ancak bence daha büyük değişim, yazılımların giderek daha fazla karar veren, öneride bulunan ve süreçleri yöneten sistemlere dönüşmesi olacak. Burada kritik bir konu var. Yapay zekâ uygulamalarına geçerken önce elimizdeki verinin kalitesine ve süreçlerimizin olgunluğuna bakmamız gerekiyor. Veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve yönetişim mekanizmaları yeterince güçlü değilse yapay zekâ tek başına beklenen değeri yaratamaz. Bu nedenle geleceğin başarılı yazılım şirketleri yalnızca iyi kod yazan veya teknoloji geliştiren şirketler olmayacak. Müşterisinin işini ve süreçlerini anlayan, verisini anlamlandırabilen ve yapay zekâyı gerçek bir iş problemine çözüm üretecek şekilde konumlandırabilen şirketler öne çıkacak. Özellikle üretim, karar destek, kestirimci bakım, kalite, süreç otomasyonu ve veri analitiği alanlarında çok önemli fırsatlar görüyorum. Sonuçta temel prensibimiz değişmiyor: Teknoloji amaç değil, araçtır. Asıl hedef insanı ve süreci merkeze alarak daha fazla değer üretmek; işletmelerimizi daha verimli, daha çevik, daha yenilikçi ve daha sürdürülebilir hale getirmektir.

Osman Akın

Teracity Yazılım A.Ş. YKB

Yapay zekâ yazılım sektörünü yeniden tanımlayacak

Bursa, otomotiv, makine, tekstil ve birçok sektörde Türkiye'nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Bu güçlü sanayi altyapısının yanında önemli bir yazılım, bilişim, otomasyon ve teknoloji ekosistemine de sahibiz. Ancak açık konuşmak gerekirse Bursa'nın bilişim ve teknoloji alanındaki potansiyelini henüz tam olarak değerlendirdiğimizi düşünmüyorum. Bunun önemli bir nedeni, sanayimizin çok güçlü olmasına rağmen sanayi ile teknoloji şirketlerimiz arasındaki iş birliklerinin olması gereken seviyeye henüz ulaşmamış olması. Bursa'nın önünde çok önemli bir fırsat var. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu çözümleri Bursa'daki teknoloji şirketlerimiz geliştirebilir. Böylece hem sanayimizin rekabet gücünü artırabilir hem de burada geliştirilen teknolojileri başka şehir ve ülkelere ihraç edebiliriz. Bursa'nın artık yalnızca üretim gücüyle değil, teknoloji üretme kapasitesiyle de anılması gerekiyor.

Bursa'nın teknoloji kenti kimliği kazanması kesinlikle mümkün. Hatta bunun Bursa için stratejik bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Dünyada üretim ile teknoloji arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkıyor. Bugün rekabet sadece daha kaliteli veya daha ucuz üretim yapmakla değil; üretimi daha akıllı, daha hızlı ve daha verimli hale getirmekle belirleniyor. Bursa'nın en büyük avantajı, teknoloji geliştirebileceğimiz güçlü bir sanayi altyapısına sahip olmamız. Otomotiv, makine, tekstil ve diğer sektörlerde karşı karşıya olduğumuz gerçek problemler, aynı zamanda teknoloji şirketlerimiz için önemli birer fırsat. Bu nedenle Bursa'nın geleceğini “üreten sanayi ve üreten teknoloji” birlikteliğinde görüyorum. Önümüzdeki dönemde yazılım, yapay zekâ, otomasyon, veri analitiği, siber güvenlik ve benzeri alanların Bursa ekonomisindeki ağırlığının önemli ölçüde artacağına inanıyorum.

Yapay zekâ, yazılım sektörünü ortadan kaldırmayacak; yazılım sektörünü yeniden tanımlayacak. Geçmişte bir yazılım şirketinin gücünü büyük ölçüde kaç yazılımcıya sahip olduğu ve ne kadar hızlı kod geliştirebildiği belirliyordu. Artık bu tek başına yeterli olmayacak. Yapay zekâ sayesinde daha küçük ekipler çok daha büyük ve karmaşık projeler geliştirebilecek. Bu nedenle geleceğin teknoloji şirketleri daha fazla insan çalıştıran değil, insan kaynağını yapay zekâ ile daha verimli kullanan şirketler olacak. Yazılım şirketleri için “AI-first” yaklaşım giderek önem kazanacak. Yani yapay zekânın sonradan ürüne eklenen bir özellik değil, ürünün ve iş modelinin merkezinde olması gerekecek. Bunun yanında veri, yapay zekâ, siber güvenlik, otomasyon ve bulut teknolojileri birbirinden bağımsız alanlar olmaktan çıkacak ve bütünleşik bir teknoloji ekosistemine dönüşecek. Bursa açısından baktığımızda ise çok büyük bir fırsat görüyorum. Bizim güçlü bir sanayimiz var. Eğer bu sanayinin gerçek problemlerini yapay zekâ, yazılım ve otomasyon teknolojileriyle çözersek sadece Bursa'nın verimliliğini artırmış olmayacağız. Aynı zamanda burada geliştirdiğimiz teknolojileri Türkiye'ye ve dünyaya ihraç edebileceğiz. Ben Bursa'nın geleceğini “üretim, teknoloji ve yapay zekâ” üçgeninde görüyorum. Bu üç alanı aynı ekosistemde buluşturabilirsek Bursa'yı yalnızca Türkiye'nin önemli bir sanayi merkezi değil, aynı zamanda bölgenin önemli teknoloji ve yapay zekâ merkezlerinden biri haline getirebiliriz.

Mustafa Serkan Aksoy

Tıpplus Yazılım Teknolojileri A.Ş YKBY

Yapay zekâ rekabet avantajı sağlıyor

Bursa’yı bilişim sektörü açısından değerlendirirken kentin sanayi kimliğinden bağımsız düşünmemek gerekiyor. Çünkü Bursa’nın teknoloji alanındaki en önemli avantajlarından biri, çok güçlü bir reel sektör altyapısına sahip olmasıdır. Otomotivden makineye, tekstilden hazır giyime, metalden gıdaya kadar çok geniş bir üretim ekosistemi bulunuyor. Bu yapı aslında yazılım ve teknoloji şirketleri açısından son derece değerli bir pazar ve aynı zamanda önemli bir Ar-Ge ortamı oluşturuyor. Bugün artık sanayi ile bilişim sektörünü birbirinden ayrı iki alan olarak değerlendirmek mümkün değil. Üretim yapan bir işletmenin ERP sisteminden üretim planlamasına, stok yönetiminden yapay zekâ destekli kalite kontrol sistemlerine, siber güvenlikten veri analizine kadar hemen her süreç bilişim altyapısına dayanıyor. Benzer bir dönüşümü sağlık sektöründe de görüyoruz. TIPPLU Yazılım Teknolojileri A.Ş. olarak faaliyet gösterdiğimiz sağlık bilişimi ve Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri – HBYS alanında bunun çok somut örnekleri var. Modern bir hastanede artık yalnızca hasta kayıtlarının dijital ortamda tutulmasından söz etmiyoruz. Hasta kabulden poliklinik süreçlerine, laboratuvardan radyolojiye, eczane ve stok yönetiminden faturalandırmaya, karar destek mekanizmalarından yönetsel raporlamaya kadar çok büyük bir dijital ekosistem söz konusu. Dolayısıyla yazılım artık kurumların destek hizmeti değil, operasyonlarının merkezinde yer alan stratejik bir unsur haline geldi. Bursa bu anlamda ciddi bir potansiyele sahip. Üniversiteleri, teknoparkları, organize sanayi bölgeleri, yetişmiş insan kaynağı ve güçlü şirketleriyle teknoloji üretimi için önemli avantajları bulunuyor. Ancak mevcut potansiyelin tamamının değerlendirildiğini söylemek için henüz erken. Bursa’nın bundan sonraki hedefinin sadece teknolojiyi satın alan ve kullanan bir şehir olmak değil, teknolojiyi geliştiren, ürünleştiren ve dünyaya satan bir şehir olmak gerektiğini düşünüyorum.

Yapay zekâyı artık yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Yapay zekâ doğrudan verimlilik, maliyet, kalite, hız ve rekabet avantajı anlamına geliyor. Bursa’daki büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının dijital dönüşüm konusunda önemli yatırımlar yaptığını görüyoruz. ERP, MES, IoT, otomasyon, robotik üretim ve veri analitiği gibi teknolojiler birçok işletmenin gündeminde. Ancak şirketler arasında önemli bir dijital olgunluk farkı bulunuyor. Bazı şirketler üretim verilerini gerçek zamanlı takip ederek yapay zekâ modelleriyle analiz etmeye başlamış durumda. Bazı işletmeler ise halen farklı departmanlarda birbirinden kopuk yazılımlar kullanıyor veya kritik süreçlerini manuel yöntemlerle yönetiyor. Burada yapay zekâ konusunda önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Yapay zekânın temel hammaddesi veridir. Eğer kurumun verisi düzenli değilse, sistemler birbiriyle entegre değilse ve sağlıklı veri üretilemiyorsa yapay zekâdan beklenen faydayı elde etmek mümkün değildir. Biz bunu sağlık bilişiminde de çok net görüyoruz. HBYS altyapısının güçlü olması yalnızca hastanenin günlük operasyonlarını yönetmek açısından değil, gelecekte uygulanabilecek yapay zekâ ve karar destek sistemlerinin temelini oluşturması açısından da önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde kurumların önce dijital altyapılarını ve veri kalitelerini güçlendirmeleri, ardından yapay zekâyı gerçek iş problemlerinin çözümünde kullanmaları gerekiyor.

Yapay zekânın en büyük dönüşümü belki de doğrudan yazılım sektörünün kendisinde yaşanacak. Bugüne kadar yazılım şirketlerinin temel rekabet unsurlarından biri kod geliştirme kapasitesiydi. Yapay zekâ destekli yazılım geliştirme araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte kod üretim hızları ciddi şekilde artıyor. Yazılımcılar kod oluşturma, test hazırlama, hata tespiti, dokümantasyon ve analiz gibi pek çok konuda yapay zekâdan destek almaya başladı. Ancak bu durum yazılım şirketlerine artık ihtiyaç kalmayacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine sektörün değer zinciri değişiyor. Gelecekte asıl değer yalnızca “kod yazabilmek” olmayacak. Doğru problemi tanımlamak, sektörü anlamak, doğru veriyi yönetmek, güvenli sistem mimarileri oluşturmak ve yapay zekâyı gerçek iş süreçlerine entegre edebilmek çok daha önemli hale gelecek. Örneğin bir HBYS sistemi düşünüldüğünde yüzlerce farklı iş sürecinin birbiriyle entegre çalışması gerekiyor. Hasta kabul, poliklinik, laboratuvar, radyoloji, eczane, stok, faturalandırma, raporlama ve yönetsel süreçlerin tamamının birbirine bağlı olduğu kompleks bir yapıdan söz ediyoruz. Yapay zekâ gelecekte bu sistemlerin üzerine yeni bir akıllı katman ekleyebilir. Bir hastanenin yoğunluk tahmini yapılabilir, kaynak planlaması optimize edilebilir, yöneticilere karar destek raporları hazırlanabilir, anormal durumlar sistem tarafından tespit edilebilir ve bazı rutin operasyonlar otomatik hale getirilebilir. Benzer şekilde sanayi yazılımlarında üretim verileri analiz edilerek makine arızaları gerçekleşmeden önce tahmin edilebilir. Kalite problemleri erken aşamada tespit edilebilir veya üretim planları otomatik optimize edilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde klasik anlamdaki yazılım firmalarının önemli bir bölümünün “yapay zekâ destekli teknoloji şirketlerine” dönüşeceğini düşünüyorum. Ancak burada kritik bir konu var: Yapay zekâyı sadece popüler olduğu için bir ürüne eklemek doğru yaklaşım değildir. Asıl soru şudur: “Bu teknoloji müşterinin hangi gerçek problemini çözüyor?” Eğer yapay zekâ bir işlemi hızlandırıyor, maliyeti azaltıyor, hata oranını düşürüyor, karar kalitesini artırıyor veya kullanıcı deneyimini iyileştiriyorsa gerçek bir değer yaratıyor demektir. TIPPLUS olarak bizim yaklaşımımız da teknolojiyi amaç değil, çözümün bir parçası olarak görmek yönündedir.

Muhammed Türksever

BRM BİLGİSAYAR Genel Müdür

Bilişimde işleyiş değişecek

Bursa, aslında bilişim ve teknoloji açısından sahip olduğu potansiyelin tamamını henüz kullanabilmiş bir şehir değil. Bunun temel nedeni, Bursa'nın uzun yıllar boyunca otomotiv, tekstil, makine, metal ve benzeri üretim sektörleriyle anılması. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu sektörlerin rekabet gücünü sürdürebilmesinin yolu teknoloji ve bilişimden geçiyor. Bursa'nın en büyük avantajı, teknolojinin uygulanabileceği çok güçlü bir gerçek sektör altyapısına sahip olmasıdır. Burada üretim yapan binlerce firma, çok ciddi miktarda veri üretiyor ve operasyonlarını daha verimli hale getirecek dijital çözümlere gereksinim duyuyor. Dolayısıyla Bursa'da teknoloji üretmek için yalnızca yazılım firmalarına değil, aynı zamanda güçlü bir müşteri ve uygulama ekosistemine de sahibiz. Ben Bursa'nın önümüzdeki dönemde sadece teknoloji kullanan değil, sanayisinin gereksinimlerinden hareketle teknoloji geliştiren bir şehir olması gerektiğini düşünüyorum. Potansiyelimiz yüksek; ancak üniversite-sanayi-yazılım sektörü iş birliklerini daha da güçlendirmemiz gerekiyor.

Yapay zekâ özellikle tekrarlayan, kuralları belli ve büyük miktarda veriyle yürütülen işlerde önemli bir dönüşüm yaratacak. Üretimde kalite kontrol, kestirimci bakım, üretim planlama, stok yönetimi, lojistik, satın alma ve müşteri hizmetleri gibi birçok süreç yapay zekâdan daha fazla yararlanacak. Ancak burada "insanların işlerini yapay zekâ alacak" şeklindeki yaklaşımı doğru bulmuyorum. Daha doğru ifade şu: Yapay zekâ kullanan çalışan, kullanmayan çalışanın yaptığı işi daha hızlı ve verimli yapacak. Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ uzmanlığı, veri analistliği, makine öğrenmesi mühendisliği, yapay zekâ ürün yöneticiliği, otomasyon uzmanlığı, siber güvenlik ve yapay zekâ güvenliği gibi alanların öneminin artacağını düşünüyorum. Aynı zamanda bugün var olan birçok meslek de tamamen ortadan kalkmak yerine teknolojiyle birlikte yeniden tanımlanacak. Bu nedenle en önemli konu insan kaynağını geleceğin işlerine hazırlamak.

Yapay zekâ, bizim sektörümüz için internetin ortaya çıkışı kadar büyük bir dönüşüm yaratıyor. Yazılım geliştirme biçiminden müşteri ilişkilerine, ürün tasarımından test süreçlerine kadar neredeyse bütün iş yapış şekillerimizi değiştiriyor. Eskiden bir yazılım projesinde en önemli kaynak çoğunlukla insanın kod yazma kapasitesiydi. Artık yapay zekâ sayesinde yazılım geliştirme süreçlerinin önemli bir bölümü hızlanıyor. Bu da yazılım şirketlerinin daha kısa sürede daha fazla ürün geliştirebilmesini sağlayacak. Ancak bu durum yazılım şirketlerinin değerini azaltmıyor; tam tersine doğru problemi anlayan, doğru ürünü tasarlayan ve yapay zekâyı doğru kullanan şirketlerin değeri artıyor. Önümüzdeki dönemde yazılım firmaları için rekabetin yalnızca "kim daha iyi kod yazıyor?" üzerinden gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Rekabet; kim daha iyi problem çözüyor, kim daha hızlı ürün geliştiriyor, kim daha iyi veri kullanıyor ve kim yapay zekâyı iş süreçlerine daha doğru entegre ediyor soruları üzerinden şekillenecek. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin de kendilerini sürekli yenilemesi gerekiyor. Bence önümüzdeki dönemin en başarılı firmaları, yapay zekâyı çalışanlarının yerine koyan değil, çalışanlarının kapasitesini yapay zekâ ile katlayan şirketler olacak. Bursa açısından baktığımızda ise bu dönüşüm çok büyük bir fırsat. Çünkü elimizde güçlü bir sanayi, üretim kültürü ve gerçek sektör deneyimi var.

Ayben Günak

Base3 Tech Ceo

Önümüzdeki süreçte yazılımın payı artacak

Bursa bilişim alanında ciddi bir potansiyel taşıyor. Gerek teknolojiyi geliştirip deneyimleyecek gerek gerçek problemlere çözüm üretebilecek canlı sahaya sahip. Otomotiv, makine, gıda, tekstil gibi başlıklarda güçlü bir altyapı mevcut. Dolayısıyla otomasyon, üretim optimizasyonu, verimlilik yönetimi, yapay zekâ ile kestirimci bakım, verileri iyileştirme gibi değerlendirmelerde yazılım yoluyla operasyonu yönetmek çok mümkün. Bursa teknoloji anlamında pilot kent kimliği kazanabilir. Bunu yaratmanın yolu direkt sanayiden geçiyor. Bursa’nın zaten çok güçlü olduğu bir üretim sahası var. Üretim tecrübemizi yazılımla, teknolojiyle ve yapay zekayla birleştirip çok farklı bir katmana erişebiliriz.

Önümüzdeki süreçte endüstride yazılımın payı daha da artacak. Enerji yönetiminden üretim planlamaya, bakımdan kalite kontrole birçok süreç dijitalleşiyor. Özellikle üçüz dönüşümlerde söz konusu dijital dönüşüm bilinci birçok sektörde kendine kalıcı ve sürdürülebilir alan açacak. Yapay zekanın birçok yönden değerlendirilmesi gerektiğini söylemek mümkün. Bursa sanayisinin son gözdesi TEKNOSAB’ta kurulması planlanan “Yapay Zekâ Dönüşüm Merkezi” Bursa’yı teknoloji geliştirme ve uygulama anlamında zirveye taşıyacaktır. Ayrıca yapay zekaya çok hızlı adapte olduk. Bu noktada kişiselleştirilmiş uygulamalarda olduğu kadar fabrikalar ve kobilerde de şirket içi yönetimsel ve üretim süreçlerinde de mevcut odaklı çalışmaların geliştirildiğini görüyoruz. Endişe verici tarafları da ayırt etmek gerekir. Özellikle mevcut yapay zekâ çalışmalarının denetim ve kontrol süreçlerinin teknik ekiplerce IT birimleri tarafınca tamamlandıktan sonra piyasaya sürülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yapay zekâ mesleklerde dünya genelinde değişimlere yol açacak. Bursa için de aynı durum geçerli. Rutin ve manuel işlerin azalacağını ümit ediyorum. Veri girişleri, rapor hazırlama ve kontrol süreçleri gibi süreklilik isteyen tekrarlanan işler yerini yapay zekaya bırakacak.

Mesela bakım çalışanın yanında yapay zekalı bir işletim bulunacak, makinedeki değişimi önceden fark edip uyarabilecek. Enerji yöneticisi binlerce verinin içinde kaybolmak yerine sistemi kolaylaştıracak gibi örnekler vermek mümkün. Bu insanın işsiz kalacağı anlamına gelmiyor. İşini dijitalleştirerek yükü hafifleteceği ve yeni bir potansiyel alan açabileceği anlamına geliyor.

Ömer Kılınç

Puki Yazılım Teknoloji A.Ş Genel Müdür

Yapay zekâ bilişime ivme kazandırdı

Bursa, güçlü sanayi altyapısıyla reel sektörde Türkiye'nin lokomotif şehirlerinden biri. Bilişim tarafında ise bu sanayi gücüyle orantılı, henüz tam olarak kullanılmamış çok ciddi bir potansiyel görüyorum. Bugün Bursa'nın Türkiye'nin bilişim ihracatındaki payı, şehrin ekonomik büyüklüğünün hak ettiği seviyenin altında. Ancak bunu bir eksiklikten çok bir fırsat alanı olarak okuyorum: sanayinin her gün ürettiği gerçek problemler, bilişim firmaları için dünyanın pek çok yerinde bulunmayan doğal bir laboratuvar niteliğinde. Bu iki dünya birbirine daha sıkı bağlandığında, Bursa'nın bilişimde de hızla öne çıkabileceğine inanıyorum.

Teknolojik gelişmelere hızla uyum sağlayan bir toplumuz; genç ve dinamik nüfusumuz bunda önemli bir etken. Dijital dönüşüm aslında yapay zekânın yaygınlaşmasından çok önce başlamış ve istikrarlı ilerleyen bir süreçti; yapay zekâ bu sürece ciddi bir ivme kazandırdı. Bursa'daki otomotiv ve makine sektörlerinin uluslararası standartlardaki yüksek olgunluk seviyesi ve yoğun rekabet ortamı hem dijital dönüşümü hem de yapay zekâ entegrasyonunu bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getiriyor. Bu açıdan büyük ölçekli firmalarımızın konuya son derece bilinçli yaklaştığını görüyorum. Mevcut ekonomik konjonktür yatırım kararlarını bir miktar yavaşlatsa da bunun kalıcı değil dönemsel bir etki olduğunu düşünüyorum; doğru kurgulanmış projelerde yatırımın geri dönüşü hızlı olduğu için bu dönüşümün ertelenmesi değil, hızlanması yönünde bir eğilim bekliyorum.

Bursa sanayisinin ihtiyaç duyduğu teknolojik çözümlerin büyük bölümü, hatta fazlası, Bursa bilişim ekosisteminde geliştirilebilir; bu konuda hiçbir tereddüdüm yok. Sektörü yakından tanıyan, sahaya yakın ve maliyet-kalite dengesinde son derece rekabetçi firmalarımız var; Puki Teknoloji olarak biz de tam bu noktada, Bursa sanayisinin ihtiyaçlarını Bursa'dan karşılamayı önceliğimiz olarak görüyoruz. Mevcut durumda iş birliği henüz istenen seviyede değil; kurumlarımız hâlâ ağırlıklı olarak İstanbul'daki ya da yurt dışındaki tedarikçilere yöneliyor. Burada iki tarafa da görev düşüyor: sanayi kuruluşlarımızın projelerinde yerel bilişim firmalarına şans vermesi, bilişim firmalarımızın da referanslarını ve çözümlerini daha görünür kılması gerekiyor. Bu köprü kurulduğunda hem sanayi daha hızlı ve uygun maliyetli çözümlere ulaşacak hem de Bursa'da katma değeri yüksek bir bilişim ekosistemi büyüyecek.

İki temel konu öne çıkıyor: yabancı dil yetkinliği ve hedef pazar bilgisi. Bilişim firmalarımızda İngilizce ile rahat iş yürütebilen personel sayısı hâlâ sınırlı; bu da uluslararası müşteriyle doğrudan temas kurmayı zorlaştırıyor. İkincisi, Avrupa ve Orta Doğu pazarları Bursa bilişim firmaları için çok büyük fırsatlar barındırmasına rağmen firmalarımızın çok azı bu bölgelerdeki etkinlik ve fuarlara katılıyor, pazarı yakından takip ediyor. Puki Teknoloji olarak biz Avrupa pazarındaki networking faaliyetlerini yakından takip ediyor, iş geliştirme odaklı STK'lar ve derneklerle iletişimimizi güçlü tutuyoruz. Bu ağlar üzerinden edindiğimiz pazar bilgisini ve fırsatları Bursa'daki diğer firmalarla paylaşmayı da önemsiyoruz; çünkü ihracat, tek başına değil, ekosistem olarak kazanılan bir yetkinlik.

Burada madalyonun iki yüzünü birlikte görmek gerekiyor. Bir yönüyle yapay zekâ, yazılım üretiminde maliyetleri ve süreleri düşürürken kalitenin artmasına ciddi katkı sağlayacak; bu, küçük ekiplerin çok daha büyük işler yapabilmesi demek. Diğer yönüyle, bugüne kadar yüksek kâr marjlarıyla pazara sunulan standart ürünlerde marjlar daralacak ve rekabet sertleşecek. Ancak her dönüşüm beraberinde fırsatlarını da getirir. Yapay zekâyı bir tehdit olarak değil, üretim kapasitesini katlayan bir kaldıraç olarak konumlandıran; sektör bilgisini ve müşteriye yakınlığını farklılaşma unsuru haline getiren firmalar bu dönemden güçlenerek çıkacak. Risklerden çok fırsatlara odaklandığımızda, önümüzdeki dönemin Bursa bilişim sektörü için bir büyüme dönemi olabileceğine inanıyorum. Puki Teknoloji olarak biz de bu dönüşümü bir fırsat olarak görüyor, yapay zekâyı ürün ve süreçlerimizin merkezine yerleştirerek ilerliyoruz.

Zuhal Soyaslan

Nota Yazılım CEO

Yapay zekayı kaldıraç konumunda değerlendirmeliyiz

Bursa, bugün Türkiye'nin en güçlü üretim ve sanayi altyapısına sahip şehirlerinden biri. Ancak aynı şeyi bilişim ve teknoloji üretme kapasitemiz için henüz aynı rahatlıkla söyleyemiyoruz. Bursa'nın bilişim potansiyelini tam olarak değerlendirebildiğimiz bir noktada değiliz. Oysa Bursa'nın çok önemli bir avantajı var: Teknolojiye dönüştürülebilecek çok güçlü bir üretim ekosistemimiz bulunuyor. Otomotivden tekstile, makineden yan sanayiye kadar çok büyük bir bilgi ve beceri birikimine sahibiz. Bugün üreticilerin kendilerine sorması gereken temel sorulardan biri şu: "Bugüne kadar bizi buraya taşıyan bilgi ve becerilerimiz, geleceğin rekabet ortamında da bizi taşımaya devam edecek mi?" Burada kritik konu, mevcut yetkinliklerimizi dönüştürmek ve bunların üzerine yeni yetkinlikler eklemek. Yapay zekâ, veri, otomasyon, yazılım ve ileri üretim teknolojileri doğrudan üretim gücünün bir parçası haline geliyor. Bu nedenle bilişime yalnızca yazılım, donanım veya klasik bir IT hizmeti olarak bakmamalıyız. Bilişimi; üretimin verimliliğini, kalitesini, hızını ve rekabet gücünü artıran stratejik bir lokomotif olarak konumlandırmalıyız

Yapay zekâ konusunda Bursa sanayisinin önemli bir farkındalık seviyesine ulaştığını düşünüyorum. Özellikle büyük ölçekli sanayi kuruluşlarımızın önemli bir bölümü, yapay zekâ yatırımlarını artık yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, rekabet stratejisinin bir parçası olarak görüyor. Ama Bursa'nın tamamının aynı hızda ilerlediğini söylemek mümkün değil. Yapay zekâyı kullanmak zorunda olduğumuzun ve kullanmadığımız takdirde karşılaşacağımız risklerin farkındayız. Ancak kullandığımız durumda da veri altyapısından insan kaynağına, yeni iş yapış biçimlerinden organizasyonel değişime kadar bir dönüşüm maliyeti var. Dolayısıyla mesele sadece "Yapay zekâyı kullanalım mı, kullanmayalım mı?" değil, bu dönüşümü nasıl yöneteceğimiz. Bu dönüşümü doğru yönetebilmek için bir yapay zekâ yol haritasına ihtiyacımız var. Yapay zekâyı süreçlerdeki verimsizlikleri ve problemleri çözmek için bir kaldıraç olarak konumlandırmalı, teknoloji ile insanı doğru noktalarda buluşturmalı, verinin kendisinden çok verinin bağlamını ve ne anlama geldiğini yapay zekâya aktarabilmeye odaklanmalı ve dönüşümün merkezine teknolojiyi değil insanı koymalıyız. Sahayı bilen insanla yazılımcıyı, veri uzmanıyla yöneticiyi, mühendisle tasarımcıyı aynı problemi birlikte ele alabilecekleri bir zeminde buluşturmalıyız. Çünkü yapay zekâ dönüşümü sadece bir teknoloji projesi değil; aynı zamanda bir insan, organizasyon ve iş yapış biçimi dönüşümü.

Yapay zekâ, en büyük dönüşümlerden birini paradoksal bir şekilde yazılım sektörünün kendisinde yaratıyor. Bence geleneksel anlamda sadece kod yazmaya dayalı yazılım geliştirme dönemi kapanıyor. Bunun yerine kod mimarisi, problem çözme, sistem tasarımı ve yapay zekâyı doğru şekilde orkestre etme dönemi başlıyor. Yapay zekâ kod asistanları ve ajan sistemleri, özellikle tekrarlayan ve standart geliştirme işlerinin önemli bir bölümünü üstlenmeye başladı. Bunun doğal sonucu olarak daha küçük ve daha kıdemli ekiplerle, çok daha kısa geliştirme sürelerine ulaşmak mümkün hale geliyor. Dolayısıyla yapay zekâyı doğru kullanamayan yazılım firmaları, kullanan firmalar karşısında rekabet gücünü kaybediyor. Ama bence burada daha önemli bir soru var: "Yapay zekâ herkesin teknolojik kapasitesini birbirine yaklaştırdığında, geriye bizi birbirimizden ayıran ne kalacak?" İşte burada insan, organizasyon ve kurum kültürü daha da önemli hale geliyor.