Takvimler 1960’ları gösteriyor. Rakım 2030. Göle, bembeyaz karlar altında adeta susmuş; ezan saatini bekleyen bir sükûnet içinde.

Benim Ramazan’la ilk hatıram; kar, ayaz ve tipidir. Gaipten gelen müjde ise ezan sesidir.

Günümüzün doğalgaz, elektrikli ısıtıcılar, sıcak su teknolojileri yok ama en büyük odanın tam ortasında devasa bir kuzine var. Dışarıda eksi 20 derece; sobanın üstünde kaynayan yemekler, hazır sıcak sular… Kuzinenin gözlerinde çeşit çeşit börekler… Rahmetli anacığım tam bir sofra mimarı. Sessiz sessiz sahurda başlar, birkaç saatlik uykuyla dokuz nüfuslu ailenin her derdine çare olur; sanki bir makine gibi…

Bir tarafta kazlar, tavuklar, kavurmalar, diğer tarafta kazanda kaynayan sular ve leğenlerde yıkanan çamaşırlar… Öte yanda yemekler ve eteğine yapışmış beş altı yaşlarında ben… Benden başka küçükler…

Ramazan telaşı ise bambaşka; adeta sürekli bir şenlik. Her gece davetler misafirler… Bir taraftan annemi seyrediyorum, diğer taraftan o çocuk hâlimle ona acıyorum. Bir yandan da divanların altına soğutmaya bırakılan baklavaları ve soğuk yemekleri aşırıyorum. Suç ortağım ise çocukluğum.

Evimize üç kilometre uzaklıkta, Samandöken köy yolu üzerinde “Acısu” dediğimiz maden suyu kaynağı var. Ramazan aylarında soframızın vazgeçilmez içeceği. O gün unutulmuş.

Annem söyleniyor ama bir yandan da, “Sakın gitmeyin, akşam karanlığı çöktü, ezan okunacak,” diyor.

Kapının önündeki tek kişilik, elle çekilen kızağın üzerindeki şişeleri kaptığım gibi düştüm yola. İftara acı suyu yetiştireceğim. Şişelerin birbirine vurdukça çıkardığı sesler hâlâ kulaklarımda…

Eve döndüğümde henüz ezan okunmamış. Hışımla, kızakla birlikte odaya dalıyorum. Sevinçliyim.

Evdeki büyüklerin gözleri faltaşı gibi açılıyor ama iş işten geçmiş oluyor…

Eksi 20 dereceden artı 30 derece sıcaklıktaki odaya giren şişeler; çalkalanmanın ve biriken gazların etkisiyle mantarlarını kurşun gibi fırlatıyor. Sağda solda patlayan sesler… Ortalık adeta savaş alanı. Ev ahalisi panikte.

Tam o sırada gaipten gelen o ezan sesi duyuluyor. Ben avazım çıktığı kadar bağırıyorum:

“Müjde! Ezan sesi!”

Rahmetli babamın “Allah kabul etsin.” sözüyle herkes iftar sofrasına oturuyor.

İlahi kudret, ne büyüksün…

Herkesin Ramazan ayını kutluyorum.