BUSİAD Başkanı Hatunoğlu, BUSİAD Ekonomi Platformu tarafından ilki gerçekleştirilen ve 4 ayda bir tekrarlanacak olan “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumun sonunda yaptığı değerlendirmede, “Yalnızca Türkiye değil, tüm dünya ekonomik, siyasi ve jeoekonomik açıdan oldukça kırılgan bir dönemden geçiyor. Belirsizliklerin arttığı bu süreçte, değişimi doğru okuyabilmek her zamankinden daha önemli hale geliyor” dedi. BUSİAD Başkanı Hatunoğlu şöyle devam etti: “İçinde bulunduğumuz dönem riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. Bursa iş dünyası ve Türk sanayicisi ise tarih boyunca zorlu koşullarda ayakta kalmayı başarmış, dirençli ve esnek bir yapıya sahip olmuştur. Bugün de aynı dayanıklılığa sahibiz. Ancak bu süreçte iş dünyasının beklentileri de vardır. Özellikle finansa erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü destekleyecek regülasyonlar konusunda daha güçlü bir zemine ihtiyaç duyulduğunu düşünüyoruz. Bölgemizde belirsizlikler yaşanırken, Türkiye’nin doğru politikalar ve doğru dönüşüm adımlarıyla çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğine inanıyoruz.” Hatunoğlu, BUSİAD’ın yaklaşımının net olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Önümüzdeki dönemde jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaların devam edeceği gerçeğini kabul ederek hareket etmek zorundayız. Özellikle enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olmamız nedeniyle maliyet baskılarını tamamen kontrol edebilmemiz kolay görünmüyor. Bu nedenle çözüm alanlarımızı; verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar, katma değerli üretim ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümler olarak görüyoruz. İş dünyası olarak bizler; verimliliğimizi artırmaya, yeni pazarlara ulaşmaya, dönüşüm süreçlerine uyum sağlamaya çalışırken; karar vericilerden de özellikle finansmana erişim, yatırım ortamı ve rekabet gücünü destekleyecek düzenlemeler konusunda destek bekliyoruz. BUSİAD olarak ekonomiyi yalnızca takip eden değil; iş dünyasına yön gösteren, veri üreten, analiz yapan ve ortak akla katkı sağlayan bir yapı olmaya devam edeceğiz.”
Derya Hekim, dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu özetledi
BUSİAD Ekonomi Danışmanlarından Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim, “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumuyla dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu özetledi. Doç. Dr. Hekim, 2026 yılının ilk çeyreğinin, küresel ekonomik düzeni eş zamanlı ve birbirini besleyen üç büyük şokun yeniden şekillendirdiği bir dönem olduğunu ifade ederken bunları; Orta Doğu'da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı krizi, ABD'nin tarife politikasındaki köklü dönüşüm ve Avrupa'nın ticaret ile sanayi politikasında korumacı bir eksenle yeniden konumlanması olarak tanımladı. Doç. Dr. Hekim, “Bu üç gelişme birlikte, Türkiye ekonomisi için hem tarihsel ölçekte risk hem de stratejik fırsat barındıran olağan dışı bir konjonktür ortaya çıkarmıştır” diye konuştu. Petrol ve ham madde girdilerindeki artışın küresel ekonomide yavaşlamaya neden olabileceğini de kaydeden Doç. Dr. Hekim, “Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, Hürmüz krizinin ekonomik maliyetini emsallerine kıyasla daha belirgin kılmaktadır. Enerji faturasındaki artışın cari açığı IMF'nin Ekim 2025 tahmininin iki katından fazla bir düzeye, GSYİH'nin yüzde 2.8'ine taşıması beklenmektedir. Bu baskı, hem döviz kurunu hem de enflasyon patikasını doğrudan zorlamaktadır” dedi. Merkez Bankası’nın savaşın yarattığı belirsizlik ortamında faiz indirimini gerçekleştirme kapasitesinin sınırlı olduğunu da kaydeden Doç. Dr. Hekim, sektörel bazlı değerlendirmesinde ise şunları kaydetti: “Otomotiv sektörü, AB tedarik zinciriyle entegrasyonunu ve ticari araç üretimindeki liderlik pozisyonunu 41.5 milyar dolarlık rekor ihracat performansıyla pekiştirmiştir. Tarım sektörü ise değer açısından rekor ihracat gerçekleştirirken, don ve kuraklık nedeniyle üretim tarafında son yılların en ağır darlığını yaşamıştır. Sektörün önümüzdeki çeyreklerdeki en kritik sınavı, küresel gübre kıtlığının 2026 yılı ekim sezonu ve verim düzeyleri üzerindeki yansımalarını yönetme kapasitesi olacaktır. Tekstil ve hazır giyim sektöründe ise yapısal kriz derinleşmektedir; iki yılda yüzde 230'u aşan konkordato artışı ve 380 bini aşkın istihdam kaybı, sektörün salt konjonktürel değil yapısal bir dönüşüm kıskacında olduğuna işaret etmektedir.”
“Türkiye için fırsat penceresi olarak görülebilir”
2026'nın ilk çeyreğinin, Türkiye ekonomisi açısından risklerin yönetilemez değil, ancak yönetilmesi güç bir boyuta ulaştığı bir eşik olarak tanımlayan Doç. Dr. Hekim, Türkiye için fırsat penceresini de şöyle dile getirdi: “Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden Ceyhan'a yönelik artan transit akışlar, Hürmüz krizinin ekonomik yükünü kısmen dengeleyici bir işlev görmektedir. Boru hatlarının Avrupa enerji çeşitlendirmesindeki artan stratejik önemi, diplomatik denge kapasitesi ve IAA kapsamında "güvenilir ortak" statüsünün yarattığı potansiyel; bu dönemde Türkiye'nin elinde bulundurduğu yapısal avantajlardır.”





